ALİ ÇELİK-YILDIZLAR KAYINCA NEREYE DÜŞER
Bu kitap, klasik anlamda "şu oldu, sonra bu oldu" diye ilerleyen tek çizgili bir olay örgüsünden çok; aynı yarayı taşıyan cocukların hayatlarından kesitler sunan, parçalı ama bilinçli bir kurguya yaslanıyor. Olay örgüsü; bireyse bir kahramanın macerası değil, sistemin içindeki çocukların ortak yazgısı etrafında örülüyor.
Metnin merkezinde "normal" diye adlandırılan şey var Ama bu normal, aslında travmanın gündelikleşmis hâli Çocukların sayıyla zeytin vemeye zorlandığı sofralar ölçülü olmaya mecbur bırakıldıkları davranış kalıpları, korkuyla terbiye edilen bedenler... Bunlar birer dekor değil olayların geçtiği ana sahneler. Kitap, bu sahneleri tekrar tekrar kurarak şunu gösteriyor:
Çocukluk burada korunması gereken bir dönem değil, denetlenen bir alan
Olay örgüsünde özellikle çarpıcı olan anlar, cezaların "terbiye" adı altında uygulanması. Daracık bir dolaba kapatılan çocuk, sadece fiziksel olarak değil, varlığıyla cezalandırılıyor Bu sahne tek basina bir olay değil; kitabın birçok bölümünde farklı biçimlerde yankılanan bir motif Yalnız bırakılan, susturulan, "uslu" olmaya zorlanan çocuklar. Hepsi aynı anlatı zincirinin halkaları
Geceler ise kitabın duvgusal zirvesi. Çocukların soğuk bir yorganın altında sessizce ağladığı uyuyamadığı, cam kenarına gidip yıldızlara baktığı anlar, olay örgüsünde bir kaçıs noktası gibi duruyor. Ama bu kacış geçici. Çünkü o yıldızlar, masum bir hayal değil; olmak istedikleri ama olamadıkları benlikler. Kitap burada çok güçlü bir anlatı hamlesi yapıyor:
Yıldız olmak istemek değil mesele; zaten yildiz olup, dünyaya düşmüş olmak.
Final duygusu ki kitap bunu tek bir büyük finalle değil, iç içe geçen fark edişlerle kuruyor. Şurada yoğunlaşıyor: Bu çocuklar "özel" oldukları için değil, yaralandıkları için