Nefesim tıkanırken bile içimdeki yaşama içgüdüsünün gücü, aklım ölmeye razıyken ruhumun sefilce sürünerek de olsa yaşama ısrarı bana öyle aşağılık geldi ki...
...tarihin olaylarını onların gerçekleştiği zamanın şartları içinde tabir etmek gerektiğini elbette biliyorum. Ama bu, onları doğrulamak anlamına gelmemeli. Çünkü zamana ve zemine göre değişmeyen ortak insanlık ülküsüne ve doğruluk ilkesine inanıyorum ben.
Sözdü kadim geleneklerin yelkeni. Dilin bekçileri söz söyleyebilenlerdi. Söz evveldi yazı sonradan gelmişti. Söz tanrıların armağanıydı, yazı insan aklının icadı. Söz insanın doğasına uygundu, yazı o doğayı bozmuştu. Yazının olmadığı o eski ve kutlu zamanlarda bütün bilgi ve edebiyat söz halinde dururdu hafızalarda. Onca destan yazıyla mı yazılmıştı?