Elimi göğsüne koydum, yüreğinin sıcaklığı parmaklarımın arasından kayıp gidiyordu. Sonunda kolumu sıkıca kavradığı eli gevşedi ve cansız bir şekilde düştü.
Daha ilk kelimeden itibaren dinleyenleri etkisi altına alan gür fakat yumuşak bir tonda ve her söylediğinin dinlenmesine alışık olanlara mahsus bir tarzda ağır ağır konuşuyordu. Seslerin maddesi olsa, bu, altın olurdu.
Yaşayıp geçmişti işte dünya üzerinden. Bir kandil alevi gibi yanıp sönmüştü. Bir çiçek gibi açıp solmuş, bir kuş gibi doğup ölmüştü. Bir çimenin kökü kadar kalmıştı ancak yeryüzü kayıtlarında. Taşa oyulmuş suretler gibi kalmamıştı yarına.