İrem Kılıçaslan

Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölümle sarmaş dolaş yaman bir dönemdi o dönem. Kaç gündür şenlikler törenler sürüp gidiyordu ama o dönem sona erdi mi ermedi mi kimse kestiremiyordu henüz. Pazar yerinde satıcı olsun alıcı olsun, dolanan insanlar, hep o dönemin insanlarıydı. Bellekleri yangın, ölüm, ırza geçme hikâyeleriyle doluydu. Yangınlar çıkarılır, buğday ambarları, samanlıklar, ahırlar, köy evleri yanar, yalazların ışığında, evsiz kalan günahsız insanlar, yangından kurtarabildikleri küçük çocukları, yaşlıları, kırık dökük eşyalarıyla oradan oraya atarlardı kendilerini. Damlarından uğrayan atlar, inekler, keçiler alevler arasından çıkış yolu bulabilmek için sağa sola atılırlardı. Sabah evinden sapasağlam çıkan erkeklerin gece yarısından sonra ölüsü kapısına bırakılır, ya da yol kıyısında ölü bulunduğu haberi gelirdi. Genç kızlar, kadınlar zevk için, istenildikleri için, salt kirletilmiş olmak için kirletilirlerdi. Ölüler gözyaşlarıyla gömülür, ırzına geçilen kadınlar arasında delirenler, kendini öldürenler olur, yangınların ardından felâkete uğrayanlar, bir beygire, ya da bir yük arabasına yükledikleri kurtarabildikleri eşyalarıyla, kaç kuşaktır yaşadıkları köylerinden, tam olarak nereye yerleşeceklerini, ne iş tutacaklarını bilmeden göç ederlerdi. Umutları, yeryüzünde kimsenin kendilerini düşman göremeyeceği bir köşe bulabilmekti yalnız. Gazetelerde çok az yer alırdı bu olaylar. Fakat ağızdan ağıza köyleri kasabaları dolanıp dururdu. Böyle aylar yıllar geçer, hükümetin bulup çıkaramadığı suçluları zaman orta-ya çıkarır, olanlar, günüyle, yeriyle, gerçek suçluların ayrıntılarıyla yerleşirdi belleklere. Bir kez gerçek suçlu halk arasında saptandıktan sonra, çokluğundan suçluların sayısını şaşıran hükümet arkasını bırakmış olsa bile ölenlerin, ırzına geçilenlerin, evleri yakılanların yakınlarının
Hürriyetin ilânı ile birlikte genel bir af çıkmış, yıllardır dağlar-da dolaşan Bulgar komitacıları silahları alınmadan bağışlanmıştı. Ga-zetelerde namlı komitacıların, voyvodaların, İttihat ve Terakki ileri ge-lenleriyle el ele yan yana çektirilmiş fotoğrafları yer alıyordu. Komi-tacılar yine komitacıydılar. Yıllardır dağlarda dolaştıkları, baskınla-ra gittikleri kılık kıyafetleriyle iniyorlardı kentlere. Çifte çifte taban-calar bıçaklar sıralı kalın deri kuşakları, omuzdan bele çapraz fişek-likleri ile ayakta dolanan birer küçük cephanelik gibiydiler. Kaşları-na yıkık başlıkları, bol kollu siyah ipek gömlekleri, göğüsleri üstün-de sallanan boyun zincirlerinin ucuna asılı ıstavrozları, bacaklarına yapışık dar şayak külot pantolonları, uzun beyaz yün çorapları, tay derisi çarıklarıyla, tepeden tırnağa silahlı, yıllardır evlerini ambarla-rını yaktıkları, yakınlarını kurşunlayıp öldürdükleri insanların gözü önünde çalımlı çalımlı dolanıp duruyorlardı.

İrem Kılıçaslan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
15 günde okudu
·
2025 13. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.5/10 · 102,3bin okunma
Ama beni kahredişini unutmamak Nastyenka! Senin o berrak, lekesiz mutluluğuna kara bir bulut gölgesi düşür­ mek; duyduğum acıdan yakınarak yüreğine dert olmak, onu gizli pişmanlıklarla sızlatmak, en mutlu anlarda bile bir parça üzüntüyle çarpmasına neden olmak; onunla kol kola rahibin huzuruna yürürken o kapkara buklelerine tutturdu­ğun narin çiçeklerin bir tanesini bile kırma ihtimali... Ah, asla, asla! Senin göğün hep berrak olsun, tatlı gülüşündeki ışıltı ve dinginlik hiç eksilmesin; bir başka yalnız, minnettar yüreğe bahşettiğin o bir anlık mutluluk ve neşe için talihin hep açık olsun