Arkadaşlarımla olan ilişkilerimde de hep sorun dinleyen, çözüm üretmeye çalışan kişinin ben olduğumu fark etmeye
başladım. Bundan rahatsız da değildim ve hala değilim aslında. Ancak benim sorunum olduğunda etrafta "nedir mesele?" diye soran insan sayısının azalmaya başlaması ürkütücü bir biçimde gerçekle yüzleşmeme neden oldu.
Hacı Bektaş, insanın gönlündeki iyi ve kötü huyların birbiriyle bağlantısını şöyle kurar: İnsandaki edep korkmayı doğurur. Korkan kişi nefsini dizginleyip haramlardan kaçınmayı ister. Haramlardan kaçan sabrı sever. Sabırlı olan haya sahibi olur. Haya cömertliğe götürür. Cömert olan alçakgönüllü olur. Alçakgönüllü olan ilmi sever. İlim isteyen marifetullaha ermeyi arzular. Marifet dileyen kendini tanımak için canı sever. Canı isteyen aklı sever. Aklı isteyen ise Yüce Allah'ı sever. Yüce Allah da kendi buyruklarını yerine getiren kişiyi sever. İşte iman ancak bu sayılanları yapmak suretiyle tamamlanır.
Hz. Adem'in kalıbı yaratıldıktan sonra sağ tarafında üç güzel şahıs suretinde aklı, utanmayı ve ilmi görmüş; aklın beyinde, utanma makamının yüzde, ilmin yerinin ise göğüste olduğunu görmüştür. Hz. Adem onları yerlerine uğurladıktan sonra rahatlamıştır. Daha sonra sol tarafında da üç şahıs görmüş ancak onlardan ürkmüştür. Onlara isimlerini ve makamlarını sorduğunda, birisi adının öfke olduğunu ve beyinde yer aldığını söylemiş. Hz. Adem, orası aklın yeridir dediğinde, öfke kendisinin gelince aklın gittiğini söylemiştir. İkinci şahıs adının tamahkârlık olduğunu, yerinin yüz olduğunu söyleyince Hz. Adem ona yüzün, utanma duygusunun yeri olduğunu dile getirmiş, tamahkârlık da kendisinin gelince utanmanın gittiğini söylemiştir. Son şahis ise isminin haset ve yerinin göğüste olduğunu söylemiş. Hz. Âdem oranın ilme ait olduğunu söyleyince haset kendisinin gelince ilmin gittiğini söylemiştir.