Göz kapaklarım , kurşun ağırlığında , kapanmak için sabırsızlanıyor. Albayım,ruhum yorgun bedenim bitkin. Bir uykuya dalmak istiyorum ,belki yüzyıllar sürecek bir uykuya…
Uykunun kollarında belki unuturum bu anlamsız var oluşu. Belki kaybolurum sisli bir rüyada belki de hiç uyanmam.
Uyku , bir sığınak gibi ,karanlık ve sessiz bir sığınak , düşüncelerden ,kederden,pişmanlıklardan uzak bir sığınak.
Uyku bir nehir gibi, beni bir bilinmeyene taşıyacak bir nehir.belki de o bilinmeyende, aradığım huzuru bulacagım.
Uyku , bir ölüm gibi soğuk ve karanlık bir ölüm, belkide o ölümde sonsuza dek dinlenebileceğim,
Albayım, uyumak istiyorum .bir yüzyıl,belkide daha fazla. belki de uyandığımda ,dünya bambaşka bir yer olacak.belki de ben bambaşka bir insan olacağım
“Bazı günler çabuk tükenirdi, ne yapacağını bilemezdi. Böyle zamanlarda hemen yatağa uzanır ve hiç kıpırdamadan uzun süre yatardı. Can sıkıntısını sessizce yaşardı benimle. Bir yandan da dinlenirdi. ‘Can sıkıntısıyla dinleniyorum ancak,’ derdi. ‘Sıkılırken dinlendiğimi anlamıyorum. İçimin yeni heyecanlar için dolduğunu hissetmiyorum. Fakat, bilmeden yeni yaşantılara hazırlıyorum kendimi.
Büyüyemediği, gerçek dünyaya karışmadığı için üzülüyordu. ‘Gerçekten bucak bucak kaçıyorum,’ diyordu. ‘Birini sıkıntıda görünce çocuk gibi ortadan kaybolmak istiyorum. Korkaklıktan değil; kendimi onun yerine koymaktan. İnsanların karşısında bazen de o eski aptalca utangaçlığım yüzünden dikilip kalıyorum. Gitmek gerektiği halde bir türlü uzaklaşamıyorum. Her zaman gerekenin tersini yapıyorum, çocuklar gibi. Kitaplarla, yani bir çeşit masal dünyası ile hayatı karıştırıyorum eskisi gibi. Galiba gittikçe de düzeltilemez oluyorum bu konuda. Masalın nerede gittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum. Bazen, suratıma bir garip bakıyorlar; o zaman uyanır gibi oluyorum.”