Rabia Nur Yılmaz

Herkesin bir derdi vardır. Zira insan dert demekti biraz da. Yaşamak dert çekmekti. Lakin kul olmak derde şükretmekti. Dert değildi burada şükrü gerektiren derdi verendi. Devam etti anlatmaya .Bir kıssa geldi hatırına da onu söyledi. "Çok eski vakitlerde bir diyarda güzel adetleri olan bir padişah vardı. Bir gün hizmetçilerinden birine bir meyve verdi. Hizmetçi sanki daha önce bundan daha lezzetli bir meyve yememiş gibi iştahlı bir şekilde meyveyi yemeye başladı. Hizmetçi meyveyi o kadar güzel yiyordu ki padişah da ona imrenerek o meyveden yemek istedi. Hizmetçiye; 'Ey hizmetçi! Sen bu meyveyi çok iştahlı yiyorsun. Bende özendim. Yarısını da bana ver de ben de yiyeyim.' dedi. Hizmetçi meyveyi padişaha verdi. Padişah tadınca meyvenin çürümüş ve acı olduğunu gördü, kaşlarını çatarak dedi ki; 'Bunu nasıl yiyorsun? İnsan böyle çürümüş bir meyveyi bunca iştahla nasıl ve neden yer ki?' Hizmetçi dedi ki; ' Ey padişahım! Senin elinden yüz binlerce hediye aldım. Var denecek neyim varsa sen verdin de oldu. Şimdi verdiğin bu acı meyveye gelince onu acı diye beğenmemeyi, geri vermeyi ar sayarım. Sen bana bu kadar nimet vermişken ben nasıl olur da verdiğin bir tek acı meyve yüzünden sana nankörlük ederim? Hiç insaf mıdır bu?' İşte bizim ahvalimiz de öyledir. Bize düşen o hizmetçi gibi bin bir nimetine bir musibeti bahane edip de yüz çevirmemektir."
Sayfa 168·Kitabı okudu
Hayat
Rabia Nur Yılmaz
Dediğin kadar varmış 😍