Bir hayli karışık ve tedirgin olmalı kafan.
Nöbet bekler kaygı her yaşlının gözünde,
Uyku bulunmaz kaygının barındığı yerde.
Oysa yıpranmamış gençliğin yüksüz bir beyinle dinlendiği yerde,
Altın bir uyku sürdürür egemenliğini.
Eminim seni böyle erkenden ayağa kaldıran
Bir huzursuzluğun var!
-Anuşka, bu ne güzellik. Güneşli ekin tarlası gibisin.
Bağritski’de sevdiğim birçok şey arasında, başta gelenler, devrimci romantizmiyle erkekliği, ağacı, otu, lokomotifi, baharı kadınlaştırıp okşamasını bilen erkekliği. Bence, şair dediğin, ressam dediğin hadım olmayacak.
Yana yana yürüyoruz. Üçümüz yan yana yürüyoruz: Ben, Anuşka, bir de ayrılık.
Dinle neyden ki hikâyet kılmada,
Ayrılıklardan şikayet kılmada.
-Ne mırıldanıyorsun, Ahmet?
-Bir büyük şair var, mistik, ama çok büyük. Mevlana. Onun bir beytini.
Anuşka’ya çevirdim Rusçaya. Mistik anlamını da anlattım: Ney kamıştan yapılır, kamışlıktan kopar. Onun için de ayrılıklardan şikayet eder üflenirken. İnsan, evrenselin, yani Tanrının bir parçasıdır, ondan kopmuş, ayrılmıştır, bu ayrılıktan şikayet eder insan, yani şair.