Rabihe

Rabihe
@Rabihe
Min gelek ba û bager dît lê ez neşikestim
Tanrı dedikleri rastlantı! Madem gelmiş geçmiş tüm inançların sorgusuz sualsiz varlığını kabul ettikleri tanrı, hayatı spermlerin ve yumurtaların, sonu varlık mucizesine varan rastlantısal maceralarıyla başlatıyor; madem her an, her durumda yaşam rastlantıya, rastlantı yaşama hizmet ediyor; o zaman rastlantı tanrının ta kendisi olmalı ... işte bu yüzden rastlantıyı küçümseyemeyiz
Reklam
Hayatın bütün sırrı ölümdeydi. Herkesin şuursuz hedefi ölmekti. Şöyle ya da böyle. Ölmek. Yaşamın sınırlan içine kabul etmediği, varlığını neredeyse yadsıdığı ölüm tüm barikatları aşıyordu. Hayat sadece ölümü anlamak için verilmişti insanoğluna. İnsanoğluysa ölümü yok sayarak hayatı tek gerçekmiş gibi kabul edip hep yanlış yola giriyordu.
insanlar, mezara giren ölülerin, onlar çok sevdikleri yakınları olsa bile, tekrar dirilmelerini istemez, dilemez; buna tahammül edemezler
Oğluna babası hakkında bir tek kötü söz etmeyerek koruduğu erdem, ele güne karşı gözyaşı dökmeyerek yaşattığı onur, ağzına ancak ölmeyecek kadar yiyecek koyarak cesede çevirdiği beden ...
Kendini unutmak,başkalarının acılarıyla yüzleşerek kendi acılarını değersizleştirmek isterken, yine becerememişti. Başkalarının başına gelenler onun gözlerindeki perdeyi yırtacağına, kalınlaştınyordu. Acil belki de yanlış adresti. Acilde her şey çabucak olup bitiyor, sorular cevapsız, havada kalıyor, verilen alelacele cevaplar asla derde derman olmuyor, sadece çaresizliği bereketlendiriyordu. Onun zamana ihtiyacı vardı. Durgun, telaşsız, hatta sonsuz zamana. Zamanın durduğu mekana. Belki de yeni kazılmış bir mezara
Reklam