Tanrı dedikleri rastlantı! Madem gelmiş geçmiş tüm inançların
sorgusuz sualsiz varlığını kabul ettikleri tanrı, hayatı spermlerin ve yumurtaların, sonu varlık mucizesine varan rastlantısal
maceralarıyla başlatıyor; madem her an, her durumda yaşam rastlantıya, rastlantı yaşama hizmet ediyor; o zaman
rastlantı tanrının ta kendisi olmalı ... işte bu yüzden rastlantıyı küçümseyemeyiz
Hayatın bütün sırrı ölümdeydi. Herkesin
şuursuz hedefi ölmekti. Şöyle ya da böyle. Ölmek. Yaşamın sınırlan
içine kabul etmediği, varlığını neredeyse yadsıdığı ölüm tüm barikatları aşıyordu. Hayat sadece ölümü anlamak için verilmişti insanoğluna. İnsanoğluysa ölümü yok sayarak hayatı
tek gerçekmiş gibi kabul edip hep yanlış yola giriyordu.
Oğluna babası hakkında bir tek kötü söz etmeyerek koruduğu erdem,
ele güne karşı gözyaşı dökmeyerek yaşattığı onur, ağzına ancak
ölmeyecek kadar yiyecek koyarak cesede çevirdiği beden
...
Kendini unutmak,başkalarının acılarıyla yüzleşerek kendi acılarını değersizleştirmek isterken, yine becerememişti. Başkalarının başına gelenler onun gözlerindeki perdeyi yırtacağına, kalınlaştınyordu. Acil belki
de yanlış adresti. Acilde her şey çabucak olup bitiyor, sorular cevapsız, havada kalıyor, verilen alelacele cevaplar asla derde derman olmuyor, sadece çaresizliği bereketlendiriyordu. Onun
zamana ihtiyacı vardı. Durgun, telaşsız, hatta sonsuz zamana. Zamanın
durduğu mekana. Belki de yeni kazılmış bir mezara