Yemekhanede kimi günler kaçakların ülkelerinden yemekler pişiriliyordu.... Kaçaklar mutlu olsun, Fransa'yı iyi hatırlasınlar diye... Bu fikri ortaya atan bendim. Ama aslında bütün bu baharatlı yemekler, İsa'nın son akşam yemeğindeki gibi, daha büyük bir ihaneti gizliyordu. Çünkü er ya da geç hepsi ülkelerine gönderilecekti.
Eski sevgililer bazen kalbimizin en dar, en ince kılcal damarlarında sızar; yılların tuzuyla birleşen gözyaşı kanallarına, içimizde bıraktıkları o boşluğa yerleşirlerdi. Adına özlemek denilen, unutturmayan o ıslaklık... Ne kadar istersek isteyelim çekip gitmezdi.
Sonradan anladım: Bir âşık susuyorsa, artık konuşmuyorsa, içini kapatıyorsa, ruhu kendi içine gömülmüşse, yalnızca biz değil, ona inanan yanlarımız da yavaş yavaş ölüyordu.