Özellikle ortaçağ'da halkın toplum içindeki yeri, çocuğun aile içindeki konumuna benziyordu. Cahilliği, ahlâki ve entelektüel geriliği nedeniyle buna çocukluk çağı da denebilir ve:
Bu çağ acımasızdır
Hasretim beni sevdiğini söylemiş dudaklarına
Gosteremedim yaşlarımı ölü mezarlara
Bir bakış yeterdi seni anlamaya
Affettirmezdin yine de kahrolasıca
Çaren artık yollarıma tutunduğun bir kol
Sabrın artık boğazıma attığın bir düğüm
Kırgınlığın artık bastırdığın öfkenin eseri
Ruhum artık parçalanmış bir hikayenin özeti
Yanarım kışın karında seven bakışlarına
Üşüyorum, yazın sıcağında yanımda olmamana
Güdülenir yalnızlığım, bir özlem toprağında
Dayanamıyordum bu kalbin yarasına
Gel gör ki şu yanan sevdayı
Içimde gösteremediğim yaşlarımla
Bir söz bekliyorduk barışmaya
Hasrettim tek bir beni sevdiğini söylemiş dudaklara Kanıyorum her geçen gün daha da fazla
Annesiz, babasız bu küçük kardeş, gökten aniden kucağına düşen bu çocuk, onun yeni bir kimliğe bürünmesine neden olmuştu. Dünyada Sorbonne'daki tartışmalardan, Homeros'un mısralarından başka şeyler olduğunu, insanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti. Ancak yanılsamaların yerini yanılsamaların aldığı bir yaşta olduğu için sadece aralarında kan ve aile bağları olanların birbirlerine sevgi duyabileceklerini, küçük bir kardeşi sevmenin kişinin tüm benliğini doldurabilecegini düşünüyordu