youtu.be/qIbQqf369QI?si=...
Bazı sığınaklar bizi korur ama zamanı geldiğinde o fırtınayla yüzleşmek, dışarıda kalan her şeyi birlikte inşa etmek gerekir. Sessizlik güzel bir koruyucuydu ama artık sesini duymanın, yarım kalan hikayeyi dinlemenin zamanı gelmiş olabilir
youtu.be/YYQxIRHgtUY?si=...
Eminim çoğunuzun hayatında bir "sonbahar sabahı" vardır. Havada o bildik ürperti, içinizde ise ilk kez karşılaştığınız bir çift gözün sıcaklığı... Ne garip şeydir şu ilk bakışmalar. Zaman o an durur, dünya sadece o insanın etrafında dönmeye başlar. Sanki hayatın gerçek rengini ilk kez o gözlerde görmüş gibi olursunuz. "İşte," dersiniz, "buldum."
Ama hayat her zaman başladığı gibi devam etmiyor.
"Şimdi ne oldu, böylece bitti / Ama bendeki aşkın bitmedi..."
Şarkı tam da bu yarayı deşiyor işte. Bazen hikaye biter, insan gider ama onun sizde bıraktığı o his, o büyük aşk bir milim bile kıpırdamaz yerinden. Karşı taraf çoktan başka bir mevsimi yaşarken, siz o soğuk sonbahar sabahında asılı kalırsınız.
Sonrası ise derin bir sessizlik.
İnsan gitmekle bitmiyor sevgili dinleyicim. Arkasında koca bir yalnızlık, cevapsız sorular ve "nasıl geçer bu hayat böyle?" dedirten o ağır boşluğu bırakıyor. Gün geliyor, o yalnızlık insanı ölüme yakın uykulara, uyanmak istemediğiniz o gri sabahlara sürüklüyor.
Çaresizlik tam olarak bu galiba. Gururu, kırgınlığı, kızgınlığı bir kenara bırakıp içinden sadece tek bir kelimeyi haykırmak: "Gel."
Çünkü ne kadar zaman geçerse geçsin, insan her bitişin ardından gizli bir "böyle bitmesin" umudu taşır. Özlem öyle bir noktaya gelir ki, insan sadece o tanıdık sesin, o bildik gözlerin geri gelmesi için dünyaya meydan okumaya hazır olur.
Dip not: Gel artık....
Bayramın eşiğinde, içimize dönüp baktığımız o en şeffaf saatlerdeyiz. Sokaklar yarının telaşına hazırlanırken, ruhumuz geçmişin ve gidenlerin muhasebesini tutuyor aslında. Tam bu vakitlerde,