Bazı geceler var. Uyuyamıyorum.
Bedenim yorgun, ama içimde başka bir yorgunluk var.
İnsan bazen uyumak değil de…
Sanki bir şeyleri bırakmak istiyor.
Neyi mi?
Belki suskunluğunu.
Belki geçmişini.
Belki de hiçbir zaman adını koyamadığı o “eksik” duyguyu.
Cam kenarına yaslandığım her otobüs yolculuğunda,
kendime soruyorum:
“Yaşam dediğimiz şey… Gerçekten yaşıyor muyuz?”
Yoksa bir yere yetişmeye çalışırken…
Birilerine bir şeyleri kanıtlamaya çalışırken…
Hayatı sadece yanımızdan mı geçip gidiyor bırakıyoruz?
Bazen diyorum ki,
hayat; farkında bile olmadan biriktirdiğimiz,
ve çoğu zaman kullanmayı unuttuğumuz anılardan ibaret.
Bir fotoğrafın kenarında yarım kalmış bir gülümseme.
Bir defterin köşesine iliştirilmiş kurumuş bir yaprak.
Bir sesin yankısı…
Belki de bir veda cümlesinin içinde unutulmuş bir "keşke".
Ama sonra ölüm geliyor aklıma.
Ve her şey değişiyor.
Yaşamın kıymetini anlatan en sessiz öğretmen gibi.
Bağırmadan…
Korkutmadan…
Sadece dokunarak geçiyor yanımızdan.