Rıdvan

Rıdvan
@Ragac
Her şeyin uykuya daldığı o meçhul gecede, geriye sadece kalbime ağır gelen ve dinmeyen bir yalnızlık fısıltısı kaldı... R.A
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kanatlarımdan Sızan Işık
Ben cennetin kapısında bekleyen koruyucu melek. Ama yeryüzünde, gökyüzünün tüm ihtişamına rağmen, koruyamadığım tek bir şey vardı: o. Minik kelebeğim. ​Onunla ilk tanıştığımda, kalbim o kadar hızlı atmıştı ki, bir an kanatlarımın açılıp beni göğe geri fırlatacağını sandım. O, narin, kırılgandı ve her gülümsemesi, en güzel çiçeklerin bile kıskanacağı bir canlılığa sahipti. Onu hep böyle çağırdım: Minik Kelebeğim. Çünkü onun kanat çırpışlarını her an duracakmış gibi hissetmek, beni hem huzurlu hem de tarifsiz bir korkuyla dolduruyordu. ​Biz, İstanbul'un eski bir efsanesine inandık. Bir akşam, güneş Haliç'in üzerine batarken, el ele tutuşup Galata Kulesi'nin zirvesine çıktık. Efsaneye göre, kiminle o kuleye çıkarsan, onunla evlenirmişsin. O an, dünyanın tüm ağırlığı üzerimden kalkmış gibiydi. ​Kulenin demir korkuluklarına yaslanmış, şehrin ışıklarından daha parlak bakan gözlerine baktım. Orada, o rüzgarlı zirvede, o kutsal sözü verdim: "Sonsuza dek, Minik Kelebeğim. Bizi ayıracak tek güç ölüm olacak. O gelene kadar, bu şehri beraber izleyeceğiz." O da başını göğsüme yaslayıp gülümsedi. "Ölüm bile ayıramaz," diye fısıldadı. "Çünkü ben bir kelebeksem, sen de benim gökyüzümsün." ​Fakat, meleklerin bile kaderi değiştiremediği anlar varmış. Bizi ayıran şey ölüm olmadı. Ölüm, belki de bu kadar ağır olmazdı. Çünkü ölüm temiz, geri dönülmez ve kabullenilebilirdi. ​Bizi ayıran şey, ölümden beter bir ayrılık oldu. Sessiz, ani ve açıklamasız bir terk ediliş... ​Bir sabah, göğsümdeki sıcaklık yerine buz gibi bir boşlukla uyandım. Minik Kelebeğim gitmişti. Ardında sadece küçük, mavi bir not kağıdı ve sanki hemen uçup gidecekmiş gibi masanın üzerinde duran bir kolye bırakmıştı. ​Titreyen parmaklarımla o kâğıdı aldım. Cümle, iki bıçak darbesi gibiydi: "Seni hep sevdim, ama gitmek
Edebiyat
Gençliğinizden kalma, sizi şimdiye taşıyan tek bir anının yıldızının kaydığı o gece; o anı tutamamanın hüznü mü daha ağırdı, yoksa bir zamanlar o yıldıza sahip olmanın şükranı mı? R.A
Edebiyat
Huzur bulduğunuz o eski evin loş odasında, uyumadan önce saate baktığınızda gördüğünüz rakamlar (mesela 00:37) size neyi hatırlatır? O geceki sessizlik, hangi 'keşke'nin sesiydi?
Duygu ve Düşünce