Münür Rahvancıoğlu

9/10
·224 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 20:49
Büyük bir tedirginlikle aldığım ve vakit kaybı olmasından endişe ederek okumaya başladığım bu kitap; bana tüm romanlarını okumaya karar verdiğim yeni bir yazar kazandırdı. Upton Sinclair'in ismini nasıl olmuş da bugüne kadar duymamışım gerçekten şaşırtıcı. 1878-1968 yıllarında yaşamış, onlarca romanı olan ve sosyalist parti üyesi bir yazar bulmak çok zor bugünlerde... "Sanayi Kralı" kurgusal yönü olmasa, biyografi denilebilecek bir roman. Henry Ford'un gerçek yaşam öyküsü ile, kurgusal karakter Ford işçisi Abner Shutt'ın hikayesini harmanlayan romanda; adına fordist üretim biçimi denilen yaklaşımın bireysel ve toplumsal etkileri iki farklı sınıf pozisyonundan önümüze konuluyor. 1800'lü yılların sonundan 1930'lara ilerleyen bir tarih kesitinde; idealist bir girişimci olan Ford'un zenginleşirken yaşadığı dönüşüm çok çarpıcı... Genç Ford'un idealist ve coşkulu başlangıcına sempati duymamak, onun toplumun tamamı için bir kahraman haline gelmesini, işçiler yararına yaptığı girişimleri, birinci paylaşım savaşına karşı çıkışını takdir etmemek mümkün değilken; büyüyen sermayenin kendi mantığını sadece işçilere değil patrona da nasıl dayattığını adım adım izliyoruz. Pasifizmden faşizm finansörlüğüne, işçi dostu özgüvenden sendika düşmanlığına ilerleyen bu macera, okuyucuyu soluksuz bırakıyor. Kitabın bir diğer çarpıcı özelliği, ilk baskısının 1937 yılında Amerika Otomobil İşçileri Sendikası tarafından yapılmış olması: Ford sendikalara karşı sokak çetelerini örgütlerken ve işçiler daha sendikalarını patrona kabul ettirememişken... Vakit kaybetmekten korkarak elime aldığım bu kitap bana tüm yazdıklarını okumaya karar verdiğim bir yazar kazandırdı. Ne güzel...
Sanayi KralıUpton Sinclair · Yordam Kitap · 2021125 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·224 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 16:54
Cem Eroğul "Birey Nedir?" isimli kitabıyla tanıdığım ve titiz inceleme sistematiğinden etkilendiğim bir yazar. Kitap tarihte var olmuş tüm devletlerin ortak işlevlerinden yola çıkarak, devletin doğasına dair kuramsal bir temel tarif etmek amacıyla yazılmış. Yazar köleci, feodal, Asya tipi, kapitalist veya sosyalist tüm devletlerde bulunan ve bu yapılara "devlet" dememize neden olan ortak işlevleri masaya yatırıyor. Hem maddeci hem de diyalektik bir yaklaşımı olduğundan dolayı, yazarın incelemesi adım adım ve olgulara dayanarak ilerliyor. Siyasetin tanımından yola çıkarak, devletin bu tanımdaki rolünü yerli yerine oturttuktan sonra; tüm devletlerde ortak üç temel işlev ortaya koyuyor Cem Eroğul: Bunların birincisi 'toplumun ortak çıkarları', ikincisi 'egemen sınıfın çıkarları', üçüncüsü ise 'devletin kendi çıkarları' olarak tarif ediliyor. Toplumun ortak çıkarlarının sınıflara bölünmeden önce de var olduğunu, bu anlamıyla siyasetin devletleri öncelediğini belirten yazar; teknik ilerlemeler, nüfus artışı ve sınıflara bölünme süreçlerinden sonra devletin nasıl ortaya çıktığını adım adım açıklıyor. Böylece devlet, hem toplumun ortak çıkarları hem de egemen sınıfın çıkarlarını eş zamanlı olarak üstlenen bir mekanizma olarak şekilleniyor. Bu çelişkili görevin yerine getirilebilmesi için de, devlet kendini toplumun üzerine ayrı bir güç olarak yerleştirmek durumunda kalıyor ve birbiri ile çatışan fonksiyonlarına bir de devletin kendi çıkarları ekleniyor. Birçok Marksist yaklaşımın bu üç temel işlevden sadece "egemen sınıfın çıkarları"na eğilmesinin, analizde dinamizmi baltalayan bir hata olduğunu ısrarla vurgulayan Cem Eroğul'un, üç boyutlu çelişkinin farklı devlet yapılarına nasıl yansıdığını örneklediği son bölümler gerçekten ufuk açıcı. Evet devlet egemen sınıfların,
Devlet Nedir?Cem Eroğul · Yordam Kitap · 201470 okunma
9/10
·286 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 15:58
CIA tarafından Küba'ya karşı organize edilen Domuzlar Körfezi Çıkartması çoğu insan tarafından bilinse de, Küba'nın silahlı zaferini pekiştiren ahlaki bir zafer olan Havana Duruşması pek bilinmez. 1961 Nisan ayında, ABD yönetimi tarafından eğitilen, tanklar, toplar, uçaklar ve gemilerle tahkim edilen 1500 Kübalı karşı devrimci, Domuzlar Körfezi olarak bilinen bölgeden Küba'ya saldırıya geçer. Küba ordusu, milis güçleri ve halk tarafından yenilgiye uğratılan 1200 kadar karşı devrimci, esir alınır. Ve tarihte bir ilk yaşanır. Vatana ihanetten oracıkta kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimciler; tedavi edilir ve halka açık, televizyondan yayınlanan bir duruşmada yargılanırlar. Bu yargılama sırasında kendilerine dünyanın gözü önünde söz hakkı verilir, eylemlerini gerekçelendirmelerine, devrimi eleştirmelerine ve kendi alternatiflerini savunmalarına izin verilir. Havana Duruşması Küba'nın ABD'ye ahlaki bir meydan okuması, bir anlamda ABD yönetiminin yargılanmasıdır. Bu kitap duruşma tutanaklarından ABD'yi terk eden ünlü yazar Hans Magnus Enzensberger tarafından yapılmış bir seçkidir. Seçkide malları kamulaştırılmış büyük toprak sahibi, mühendis, papaz, Batista polisi gibi çeşitli karakterlerin kendi toplumsal sınıflarına uygun savunma ve fikirlerini görmek mümkün. Birçoğu CIA tarafından kandırıldığını, kimisi Küba'daki rejimi tam olarak bilmediğini, hemen hepsi de politikaya ilgi duymadıklarını ama vatanlarını Rus işgalinden kurtarmaya geldiklerini söyleyen sanıklarla, Castro'nun yaptığı bir söyleşi de kitabın sonuna eklenmiş. Sanıkların bilinemezciliğe kaçışları, liberal ekonomiyi savunurken Batista rejimini lanetlemeleri ama devrimden önce rejimle kurdukları ilişkileri izah edememeleri çok ilginç diyaloglar ortaya çıkmasına neden oluyor. Duruşma bittiğinde çok daha
Havana DuruşmasıHans Magnus Enzensberger · Yar Yayınları · 200839 okunma
8/10
·896 syf.··
2025 42. kitabı
·
57 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 16:09
Muhteşem bir tarih çalışması.... Alman Devrimi'ni doğuşundan sönümlenmesine, uluslararası dinamikleri ve yerel kökleri ile ilişki içerisinde anlamak isteyenlerin bu eseri mutlaka okuması gerek. Birçok solcu, Alman Devrimi deyince 1918 yılındaki olayları anlar. Rosa Luxemburg ve Karl Liebneckt'in katledilmesinden kısa bir süre sonra da devrimin bittiğini düşünür. Oysa devrim, tam da Luxemburg'un son yazısında ifade ettiği gibi, 1923'e kadar defalarca "zincir şakırtıları içinde" yeniden doğrulmuştur. Komünistlerin 1923'deki son ve kesin yenilgisi, Hitler'in yükselişinin de önünü açarak tarihin bu parantezini kapatmıştır. Pierre Broue, 896 sayfalık bu titiz tarih çalışmasına 1914 öncesi sosyal demokrasinin analizi ile başlıyor. Paylaşım Savaşı ile ortaya çıkan ihanet ve hemen ardından Rosa ve Karl'ın kanına girerek sürdürülen işbirlikçiliğin, maddi ve düşünsel kökleri tek tek inceleniyor kitap boyunca. Alman Komünist Partisi'nin oportunist Bağımsızlar ve sol komünist radikaller arasında kendini oluşturma çabaları, Üçüncü Enternasyonal'in bu süreçteki rolü ve Almanya'da yaşanan darbe, ekonomik ve siyasal krizlerle iç içe şekillenen olaylar, kitabı hem teorik hem tarihi bir kaynak olarak çok değerli bir eser haline getiriyor. Özellikle Paul Levi hakkında daha çok bilgi edinme isteği duyduğumu ifade etmeliyim. Sendikalarda çalışma, gerici parlamentolara aday olma, kendiliğindenlik ve parti çalışması gibi birçok başlıkta, benzer tartışmaların ve eğilimlerin bugün bizde de var olduğunu görmek beni bir miktar şaşırtsa da, çok şey öğrenmemi sağladı. Kitabın tek eksiğinin özensiz çeviri ve Türkçe anlam bozuklukları olduğunu üzülerek ifade etmem lazım. Yazarının ne kadar özendiği belli olan bu kitap, böylesine değerli bilgilerle dolu olmasaydı, okumayı zorlaştıran çeviri nedeniyle
Almanya'da DevrimPierre Broue · Ayrıntı Yayınları · 20212 okunma
6/10
·342 syf.··
2025 37. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 13:12
"Yeni Dinselleşme Eğilimler ve Maneviyat Arayışları" ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta olan spritüellik, new age, yoga, astroloji, kuantum enerji vb pratiklere içerden bakan bir eser. Yazar Gökçe Aynur Mirza'nın bir sosyal antropoloji çalışması olarak, bu tür birey ve gruplarla zaman geçirdiği, onları gözlemlediği ve çeşitli konulara nasıl baktıklarını nesnel bir biçimde anlamaya çalıştığı bu eser; Türkiye toplumunun bir boyutuna ayna tutuyor. Bir Marksist olarak benim için bunların hepsi kısa yoldan "ruhçuluk" olarak nitelenebilir ve normal koşullarda; bireyleri bu pratiklere güdüleyen sosyal koşulları anlamak önceliğim olabilirdi. Ancak Mirza'nın çalışması bu pratikleri uygulayan insanların dünyayı nasıl gördüklerini anlamak için çok ideal bir eser. Bu pratikleri paylaşan kişilerin tek tanrılı dinleri reddetmemekle birlikte, kendilerini bu tür inançları "aşmış" bireyler olarak gördüklerini tahmin ediyordum. Bu kitapta konuşulan ve fikirleri aktarılan kişiler beni tahminimde yanıltmadı. Buna ek olarak kutsalı nasıl tarif ettiklerini, ritüellere bakışlarını, şifa bulmakla ilgili yaklaşımlarını, ölüm -reenkarnasyon- kıyamet, laiklik ve ateizme dair düşüncelerini de öğrenme fırsatı buldum. Kitap ayrıca bilim, birey olmak ve doğa algılarının yanında spritüel dernekleri nasıl gördükleri ve kendi kendilerini nasıl tarif ettikleri ile ilgili de enteresan boyutlar barındırıyor. Bildiğiniz gibi antropoloji, değişik kültürel toplulukların içinde yaşayarak, bu topluluklara dair nesnel bir kavrayış edinme pratiğini önemseyen bir bilim. Bu bakımdan yazarın çağdaş dünyada, özellikle kentlerde yaygınlaşan spritüel pratiklere, bu metodu uygulama becerisini takdir ettim. Kapitalizmin hız, para ve kariyer silindirleri ile ezdiği insanların, özellikle de maddi durumu müsait yeni orta
Yeni Dinselleşme Eğilimleri ve Maneviyat ArayışlarıGözde Aynur Mirza · Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi · 20186 okunma