Ya nefesim sıkışır, sessiz çığlıklarım ses bulur, kulaklarımı sağır eder; yok olursam? Onlar yokmuş gibi yaşarken de yok olmadık mı? Belki de ben yok olurken sen bir şeyler bulursun.
"Dilsiz dudaksız sözler söyleyeceğim sana. Bütün kulaklardan gizli bir şeyler anlatacağım. Herkesin içinde söyleyeceğim ama bir tek sen duyacaksın."
--Şems
Şems, Mevlana'ya ne öğretiyordu acaba? Yöre halkı Mevlana'dan daha bilgin birini tanımıyordu ne de olsa. Mevlana okumuş yazmış bir âlimdi. İlmi ezberlemiş gibiydi. Peki Şems ona ne öğretebilirdi ki?
Aslında Şems hiçbir şey öğretmiyordu ona. Fazlalıklarını alıyordu üzerinden sadece.
O an aynı yolun yolcusu olmadığımızı sezmiştim aslında. Azra'nın her şeyi yaşayarak öğrenmesi gerekiyordu, benimse durup demlenmem. O sonsuza akan coşkun bir ırmaktı, bense derin bir su. İkisi de lazımdı bu hayat için.
"Suyun doğası bir felsefe anlatır. Mesela dağdan akan suyu düşün. En az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der sufiler:
Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.