Oyle ya da böyle kimsenin hayatını düşünmeyen bir evrende ve zenginleri olabildiğince zengin tutmak, fakirleri de sırf ayaklamp zenginlerin kellesini almasınlar diye aktif olarak açlık sınırında tutmak üzere tasarlanmis bir medeniyette bunun olunabilecek tek sey oldugunu düsünüyordu kadin. Umursamaz bir evren ve temelden duragan bir medeniyet, kendilerini ve kendi çikarlarini en önemli konuma koymayan herkesi boğardı.
Ve şimdi ayn öfke o havuzdan ona dogru kayarak tekrar içine süzülüyordu.
Zehirliydi. Uyuşturucuydu. Kederin siyahlığını tanıdık ve rahatlatıcı kırmızı dalgaların altında boğuyordu.
Mia öfkeliyken düşünmesine gerek kalmıyordu.
Öfkeliyken sadece harekete geçiyordu.
Avlan.
Sapla.
Öldür…
Onu en çok sevmesi gereken kişinin hanetine uğrayan bir çocuğun öfkesiydi.
Babasının katlettiği bir çocuğun öfkesi.
Ölü çocuğun dipsiz gözleri onunkilere kilitlenmisti.
"Cleonun günlügi... içindeki çocuktan bahsediyordu," dedi Mia.
... CLEO KAÇIGIN TEKIYDI, MIA..." diye homurdandı Tutulma.
"Bu hikâyenin tamam delilik" diye mırıldandı Mia.
"HAYIR," dedi Tric. "Bu..."
... kader mi?." diye homurdand Müşfik Kedi.