2008 senesi lisede Felsefe dersinden dönem ödevi almıştım ve ödev olarak Lütfü Hocam bu kitabın özetini istemişti, işte kitapla tanışmam böyle oldu.
Kitabın sonlarına doğru Feridüddin ATTAR şu cümleyi kurmuştur. ''Eğer bu kitabı çok okuma imkanın olursa, şüphesiz sana her defasında bir o kadar güzel gelir.''
Son 2-3 yıldır her sene mutlaka okurum ve Feridüddin ATTAR'ın dediği gibi her defasında dah bir güzel gelir, altını çizdiğim mısralar çoğalır bu yüzden ısrarla tavsiye ederim mutlaka okuyun. Birçok baskısı var başka baskılardan okumak istesemde nasip olmadı her defasında Sedat Baran çevirisini okudum.
Kendimce yorumum; Kitapta Cenabı Hakk'ın emirlerine uymak ve aklı selimin gösterdiği yolda yürümek, bu yoldaki makamlarda karşılaşılan zorlukları ve zorluklardan alınan haz anlatılır. Yani bütün kötülüklerin kaynağı olan ve insanın en büyük düşmanı olan nefsiyle mücadelesi, nefsini makam makam terbiye edişi muhteşem bir dille, muhteşem bir teşbihle anlatılır.
Ve bu kısım Dostlarıma, birlikte yola çıktığım insanlara daha çok bağlanmamı sağladı ki çok şükür bu zamana kadar kimseyi yarı yolda bırakmadım. Hüdhüd'ün Cevabı kısmında makamlardan birinde geçen bir olay. Şeyh ve Müridleri yollarında iken Şeyh bir Hristiyan kıza aşık olur kızın şartı Şeyhin Hristiyan olmasıdır ve Şeyh Hrisyan olur ve Mürideleri onu terk ederek yoldan dönerler. Şeyhin Kabe de dirayetli bir Müridi vardı. O, diğer Müridlere Şeyhi sordu Müridler olanı biteni anlattı. Şeyhin o Müridi şaşırdı, yüzü sarardı ve zar zar ağladı.
Müridlere dedi ki: ''Ey Hakk yolunda olgunlaşmamışlar! Vefakarlıkta ne ersiniz ne de avrat.
Böyle bir günde işten düşmüş dosta, yüz binlerce dost gerek.
Madem sizler gerçekten Şeyh'inizin dostuydunuz neden ona yardım etmeyi seçmediniz.
Utanı, dostluk bu mudur? Hak