Bir karış dahi olsa Filistin topraklarını düşmana satanlara karşı Rabbimiz bise yeter, O, ne güzel vekildir. Hz. Ömer’in fethettiği, Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı işgalinden kurtardığı Filistin topraklarını, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı VIP kartlarına ve koruma araçlarına sahip olabilmek için sattılar. Ceplerini ve banka hesaplarını dolarlarla doldurdular. Filistin topraklarında dökülen her damla kanın üzerine oturup bu değerli kanı kendi menfaatleri için kullandılar.
Kitabı okuduktan sonra aklıma düşen ilk şey ‘bu dinin son asırda büyük koruyucusu ve savunucusu yokmuş, o alimlerin geçmişte kaldığını, artık öyle alimlerin yetişemeyeceğini’ zihnimize işlemeye çalışan güçlerin aksine bunların bir aldatmaca olduğu ve bu dinin muhafızlarının Pakistan’da Diyobendi medreselerinde, Hindistan’da Nedvetü’l Ulema’da, Mısır’da, Türkiye’de ve daha nice islam ülkesinde nice Allah davası aşıklarının yetiştiğini ve bu uğurda yaşayıp vefat ettiğini, şehit olduğunu idrak etmem oldu.
Aslında kitap boyunca İhsan hoca zaten bunu bize anlatmak istemiş. (Kitabın isminden anlaşılacağı üzere)
Kitabın son paragrafında hoca bize sorduğu son soruyla aslında bizi bir tefekkür deryasının içinde bırakıp kitabı da bitiriyor. Bu kadar alim gelip geçti ve bunlar bunları yaptı. “Peki sen neredesin ve ne ile meşgulsün ? “ diye soruyor bize İhsan hoca. Hocanın bu sorusu kitabı kapatınca insanın kafasına bir kurşun gibi giriyor.
İslam taaruza alınmışken, gençlik ve gençliğin kayıp giderken, müslümanlar şehit düşerken, hak ile batıl cephede ve en önemlisi kalemde savaşırken
PEKİ SEN NEREDESİN VE NE İLE MEŞGULSÜN ??
Büyük adamlar zor zamanlarda ortaya çıkar, ya da zor zamanlar büyük adamları sahneye sürer. Zor zamanlarda hasbilik, iktidar yillarında hesabilik öndedir.
Bu yüzden münafıklar Mekke devrinde değil, Medine’de boy gösterir.