Nasıl anlatsın o günü. Elleri neşterli. Silerken geçmişi bileğini kesmiş. Akan kan değilmiş yalnızca. Damarlarına işlemiş küçük şehirlerin büyük insanlarına duyulan vefası. Akan bir genç görünümlü ihtiyarın umutlarıymış. Son bir kez dönüp baktığında kan da görememiş zaten. Rüzgar onu da alıp götürmüş.
Sen, hangi kentte yaşarsam yaşayım sen,
İzbe kentlerde yaşanan nihai sürgünün sebebi
Varlığın ilahlığın göstergesi
Yüzüme çarpan sözlerin katliam habercisi
Samimi misin hakiki mi?
Bazen bir hurisin özünde,
Bazense kalbimin vardiyalı bekçisi
Sen nöbetle geçen mesai saatleri,
Nöbetimi tutar mı ömrünün törpüleri,
Giz misin iz mi?
Yüzüme gülen gözlerin cennetin imaresi.
Bazen bir canisin özünde,
Bazense yalnızlığımın umulmaz destekçisi.
Cabbarsın öfken silip götürür geçmişi,
Gaddarsın, ruhun bedeninin haşmetli imgesi,
Mazursun, göstermekte çehremde akseden sirayetini,
Sen misin biz mi?
Bazen bir fenersin özünde.
Bazen kör kuyuların taa kendisi.
GÜNDÜZ DÜŞÜ
Sen şu başıbozuk âlemde ilah sandığım,
Ben seni sevmekle mükellef.
Sen Mina'daki şeytan iken oldun benim mihrabım.
Ben tam tekmil izinde.
Bari sen unutma beni,
Ne gündüzün ne düşünde.
Vaktiyle hürdüm, bir nevi güldüm fikrimce,
Senden önce,
Sonra oldum ben bir âhuzar,
Kaldım târumar, dikenler içinde.
Bari sen unutma beni,
Ne gündüzün ne düşünde.
Birden yad-ı beyza göründün gözüme,
Işıktan kamaştı gözler, her yerinde beyaz dalgalar.
Dalgalar gururlu, haşin hatta kibirli dalgalar.
Bilsen ben neyim, nerdeyim; siyahlıklar içinde.
Bari sen unutma beni,
Ne gündüzün ne düşünde.
(RBA)
Çanakkale Antolojisi