"İçimde, bir yolculukta tanışıp alıştığım, fakat pek çabuk ayrılmaya mecbur olduğum bir insana veda eder gibi bir hiss vardı. Artık bu sergiye ayak basamayacağımı biliyordum. İnsanlar, bir-birbirlerinden hiç bir şey anlamayan insanlar, beni buradan da kaçırıyorlardı."
Dışarıda, karanlıkta bir yerlerde bir anka, Harry’nin daha önce hiç duymadığı bir şekilde şarkı söylüyordu: müthiş güzellikte, iç parçalayıcı bir ağıt. Ve Harry, tıpkı daha önce de anka şarkısı duyduğunda olduğu gibi, müziğin kendi dışında değil, içinde olduğunu hissetti. Arazide yankılanan ve şato pencerelerinden içeri süzülen, sihirli bir şekilde şarkıya dönüşmüş kendi kederiydi sanki.