Kar yağarken, karı izlerken gözüm uzaklara dalıyor.
İçimde kıpırdayan bir ses var; sabırsız, aceleci…
“Hadi,” diyor, “al götür beni. Her şeyden uzağa. Sadece sana.”
Gelsem yanına…
Zaman bir anda çözülse.
İçimde biriken bütün ağırlıklar
sana doğru koşsa.
Boynuna sarılsam;
kardan, soğuktan değil de
senden ısınsam.
Karda koştursak,
kahkahalarımız havada buhar olup karışsa geceye.
Bir yere sığınsak sonra…
Dar, sıcak bir yer.
Çay içsek;
bardaklardan çok
bakışlarımız yansa.
Sen sigara yakarken
dumanı değil seni izlesem.
Usulca elinden alsam sigaranı,
“Şimdi ben varım,” der gibi.
Akşam karanlığına karışsak.
Bir yerde yemek yesek.
Sen konuşurken sesine takılsam,
susarken bakışlarına.
Beni izlesen yemek yerken;
o bakışta
bildiğim her şeyden daha fazlası olsa.
Sonra yürüyüşe çıksak.
El ele değil;