Burası ölü ülke
Burası kaktüslerin ülkesi
Burada resimlerle süslü taşlar yükselir
Burada ölü adamın eli onlara yalvarır
Solan bir yıldızın ışıltısı altında.
Yaşam ve ölüm birbiriyle uzlaşamayan karşıt gerçekliklerdir, yine de sonsuz yaşamı birlikte var ederler. Bir diğerine baskı kurmaz; ikisi birbirini var eder. Evrensel yaşam, ölüm ve yaşamın birlikteliğidir; bu yaşamda, çatışan güçler uzlaşır ve kendi bağımsızlıklarından vazgeçerler... Güneş battığı zaman ölmez; yaşamının gizli kaynağına ulaşır. Kaynağı olan Khepri'ye dönüşür ya da ulaşır... Ama her var oluş ölümden gelir ve böylece, potansiyel yaşama dönüşür. Karanlık, ışığın beşiğidir; Güneş doğmak için enerjisini bu karanlıktan alır... Mutlak yaşamın mekanı, ölümün hükümdarlığındadır.
British Museum'daki tıbbi papirüste, İsis'in büyü yetenekleri ateşi ya da yanığı şu şekilde iyileştirir: Hasta, genç Horus figüründe çölde kavrulmaktadır. Onun yanına gelen İsis, su olup olmadığını sorar; ama olumsuz yanıt alır. Bunun üzerine İsis "sorun değil" diye yanıt verir ve "su benim ağzımda, Nil'in suları ise uyluklarımın arasında" der. Bu büyü daha sonra insan sütü, sakız ile kedi tüyü üzerine okunur ve bunlar hastaya uygulanır. Böylece, hastanın ateşi ya da yanıkları iyileşir.
Ey eflatun aşk
bana eflatun yağmurlar
yağdırabilir misin
Getirebilir misin geçen günleri geri
tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin
Sana neyi anlatayım
her sarnıç küflü bir yağmuru
her sevda bir ayrılığı yaşar.