İyi başladı, iyi de gidiyordu fakat aniden bir şey oldu ve beğenimi kaybettim.
Kiralık katil Christopher'ın, sıradaki hedefi olan Millie'ye daha ilk gördüğü anda vurulması ve duygusuzluğuyla nam salmış biri olsa da ona bir türlü kıyamaması beni acayip yükseltti. Aralarında müthiş bir çekim olmasına rağmen farklı tarafta oldukları için yaşadıkları gerilim de hoşuma gitti. Yaptıkları anlaşmaya bile takılmadım. Fakat bu anlaşmanın gerçekleştiği kısım o kadar duygusuz yazıldı ki takılmama şansım kalmadı. Hiç sevmedim o sahneyi. Ondan sonra da yokuş aşağı gitti zaten ikilinin ilişkisi. Aralarında en başından beri bir elektrik vardı, tamam ama aşk neredeydi? Yoktu. Hiç de olmadı.
Sonlara doğru tonla olay yaşanmasını boğucu; bu olayların sonuçlanma şeklini de absürt buldum.
Ay ayrıca ikna edilmesi gereken erkek karakterlerden hoşlanmıyorum. Bir kere de çabalayan taraf erkek olsun canım! İlk kitapta sevdik tamam da ikinci kitapta da aynı modeli okumamıza gerek yoktu. Monica McCarty havası aldım bu yazardan zira onu da çok sevmeme rağmen hep tek tip karakterler yazdığı için eleştiriyordum. Ne diyeyim, umarım Kerrigan Byrne bu yolda ilerlemekten vazgeçer ve üçüncü kitabında beni şaşırtır.