Aman aman aman, nerelere geldik!
Bu kitabı sevmeyi beklemiyordum. Serinin yorumlarında genel görüş, ilk kitabın kötü olduğu ama sonrasında serinin feci açıldığı yönündeydi. Hiç benlik olmayan bir olayı işlediği için seriyi okumayı düşünmesem de yorumların gazıyla bir şans vermek istedim. Bu kitabı geçilmesi gereken bir eşik olarak gördüğüm için de beklentimi oldukça düşük tuttum. Bu sayede de korktuğum kadar kötü gelmedi kitap sanırım. Özellikle finali tüm hislerimi olumlu hâle getirdi.
Cecelia'nın hiç tanımadığı adamlarla hızlıca samimi olması, Sean'ın boş beleş felsefik konuşmaları ve Dominic'in gizemli olacağım diye kasıntı kasıntı dolaşması derken ilk yarıyı okumak tam bir sabır sınavı gibiydi. Öyle ki meşhur 25. bölüme geldiğimde sinirim çoktan tepemdeydi. O bölüm de üzerine tüy dikti. Herkesin fantezisi olabilir ve rıza dahilindeyse kimseyi bağlamaz elbette ama günün sonunda bu ilişkinin aşka dönmesi kabul edebileceğim bir durum olmadığı için yaşananlardan hoşnut olmadım.
Yine de kitabı okumak zulüm gibi gelmedi çünkü çok akıcıydı. Olaylar nereye varacak, ne olacak da fikrim değişecek diye o kadar merak ettim ki su gibi içtim buraları. Ve finali okuyunca cevabımı aldım. İbre öyle bir tersine döndü ki keyiften dört köşeyim şu an. Ve evet, umduğum gibi ilerlerse muhtemelen bu seriyi severim. Olabilir mi böyle bir şey? Lütfen olsun çünkü.