Bir psikolojik danışman adayı gözüyle, Penn ve Kim Holderness’ın "Bu DEHB Müthiş Bir Şey" eseri, literatürdeki o soğuk ve klinik "bozukluk" tanımından sıyrılıp, danışan merkezli ve hümanist bir yaklaşıma köprü kuran taze bir nefes niteliğinde.
Kitap, DEHB’yi (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tıbbi bir "arıza" olarak değil, bir beyin işletim sistemi farkı olarak ele alıyor. Yazarların samimi dili, okuyucuyu savunmacı bir pozisyondan çıkarıp "kendini keşfetme" alanına davet ediyor. Özellikle kitabın, sadece DEHB’li bireyi değil, onun çevresindeki ekosistemi (eş, aile, iş arkadaşları) de sürece dahil etmesi, sistemik bakış açısıyla yazıldığını kanıtlıyor.
PDR (Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik) perspektifinden baktığımızda, bu kitap tam bir "Güçlendirme" örneği. Seans odasında sıklıkla karşılaştığımız "etiketlenmiş" danışan profilini, bu kitapla nasıl dönüştürebileceğimizi görüyoruz.
• Patolojik Dilin Reddi: Okulda öğrendiğimiz tanı kriterlerinin (DSM-5 gibi) ardındaki insanı görmemizi sağlıyor. Danışanlarımıza "Sen hastasın" demek yerine "Beynin farklı çalışıyor ve bu farkın getirdiği avantajları henüz keşfetmedik" demenin klinik gücünü hatırlatıyor.
• Koşulsuz Kabul ve Empati: Yazarların kendi zayıflıklarıyla dalga geçebilmesi, terapötik ittifakta kullandığımız "saydamlık" ilkesinin harika bir yansıması.
• Psikoeğitim Değeri: Kitap, karmaşık nörobiyolojik süreçleri (dopamin eksikliği, prefrontal korteks işlevleri) o kadar basit ve eğlenceli anlatıyor ki, bir danışmana verilebilecek en iyi "ev ödevi" materyallerinden biri haline geliyor.
Kişisel yorumuma gelecek olursam; bu kitabı okurken bir yandan PDR öğrencisi kimliğimle notlar alıyor, bir yandan da hayata karşı her zaman "alternatif yollar" arayan bir okur olarak heyecanlanıyorum.
Bence kitabın en