Birden aklına nereden çıktığı belli olmayan daha da eski bir anı geldi:On dört yaşındaydı,bir fırıncı ustasının yanında çıraklık yapıyordu.Baştan ayağa beyaz pamuktan kalın ve sert giysiler içinde, henüz sakalı bile çıkmamış, incecik bir çocuktu daha.Sabahın üçünde,gece karanlığıydı.Dört bir yandaki unlar her yerde uçuşuyor,bütün zemini kaplıyor,tenini ve saçlarını bembeyaz yapıyordu.Sıcak ekmek kokusu,içinde odunların çıtırdadığı kocaman fırın... Bu fırını açtığında sanki cehennemin kapıları önünde açılmış gibi hissediyor,alevlerin sıcaklığı bütün şiddetiyle yüzünü yakıyordu.