"Karamazovluluk" aslında insan doğasını anlatıyor. İnsan, en üstün ahlâki meziyetlere sahip olabileceği konumdan esfel-i safilin denilen aşağılıkların da aşağısı olan o gayyaya kadar uzanabilen bir yaratık. Ahlak da ahlaksızlık da onun fıtratında mündemiş(bu kelimeyi ilk kez cümle içinde kullanmanın gururunu yaşıyorum şu an). Aşk, ihtiras, tutku, şehvet, vicdan, mertlik, kalleşlik, yalan... hepsi doğamızda olan şeyler. Dostoyevski şöyle anlatıyor Karamazovluluğu: "Bu çeşit dizginsiz, alabildiğine taşkın tabiatlar için düşmenin alçaklığı, en yüksek asalet duyguları kadar şiddetli ihtiyaçtır."
Kitap babanın ölümü ve kardeşlerin cinayetle suçlanması/ kendilerini suçlaması üzerine kurgulanmış. Şehvet ve aşkın daha doğrusu aşkın tehlikeli boyutu olan kara sevdanın insanı nerelere sürüklebildiğini okuyoruz.
Her bir kardeş aslında insanı bir yönden temsil ediyor. Mitya ile beden, Ivan ile akıl, Alyoşa ile insan ruhu konuşturuluyor. Zaman zaman çelişen, bazen de birbirini destekleyen düşüncelere sahip bu karakterler. Bununla birlikte gençliğinde anarşist eylemlerde bulunmuş ve kurşuna dizilecekken sürgüne gönderilmiş, sürgünde de ruh, vicdan ve din üzerine düşünerek farklı bir halete bürünmüş olan Dostoyevski'nin yıllar içerisindeki değişegelen mizacı da denilebilir karakterler için. Bu açıdan; Mitya sürgündeki olgunlaşmayı, Ivan gençlik döneminin ateşini, Alyoşa ise sürgünden sonraki olgun Dostoyevski'yi anlatıyor bir yönüyle. Zaten kitabın baş karekterlerinden babaya kendi ismini(Fyodor), üçüncü çocuğu Alekseye de çocuğunun ismini vererek aslında kendinden parçalar serpiştirmiş kitaba büyük usta.
"Buna nasıl cesaret ettiğimi bilmiyorum, ama hiç olmazsa bir kişinin doğruyu söylemesi gerek... çünkü burada hiç kimse gerçeği söylemek istemiyor." diyerek farklı fikir ve felsefe