Bir Yöneticinin Çocukluğu
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!
Her şey bir yana, dünyaya gelmeyi ben istemedim.
İnsan dünyada bir başındaydı.
Zamanımı doğmuş olmama esef etmekle geçirdim.
“Biz gümbürtüye gitmiş insanlarız,” diyordu gururla, “ biz hayatı ıskalayanlardanız.”
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ana karakterimiz Lucien, Fransız burjuvazisinin içinde büyüyen, kendi benliğini arayan bir genç. Ailesi, arkadaşları, toplumun beklentileri derken adım adım bir kimlik kazanıyor. Ama bu kimlik, gerçekten onun mu? Kendi seçimleriyle mi şekilleniyor, yoksa sistemin ona biçtiği bir role mi dönüşüyor?
Babası güçlü, otoriter bir figür; annesi ise bastırılmış, edilgen bir kadın. Bu ortamda Lucien, otoriteyi hem reddediyor hem de ona hayranlık duyuyor.
Lucien, bu sahte dünyanın içinde kendi benliğini bulmaya çalışırken, etrafındaki insanları sürekli gözlemliyor ve onlardan nefret ediyor. Ancak ironik bir şekilde, onların değer yargılarını içselleştiriyor.
Bir yandan özgür olmak istiyor, diğer yandan kendini başkalarının gözünden tanımlamaya çalışıyor.
Sartre, varoluşçuluk felsefesini edebiyatla buluştururken, karakterimizin nasıl bir bireyden bir “yöneticiye” evrildiğini acımasızca anlatıyor. Küçük yaşta yaşadığı travmalar, çevresinin ona biçtiği roller, duyarsızlaşması ve güç kazanma arzusu… Tüm bunlar, toplumun bireyleri nasıl yoğurduğunu gözler önüne seriyor.
Kimler okumalı?
Felsefi romanları sevenler
İnsan psikolojisini sorgulayanlar
Varoluşçuluğa ilgi duyanlar
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar
Sizce toplum bizi ne kadar şekillendiriyor?
.