Kişinin güçsüzlük hissi ve özgün irade eksikliğine kadar büyük olursa heveslerini ve keyiflilik ısrarını tatmin etmesi için teslimiyet duygusu ya da takıntı hâline gelmiş arzusu da o kadar güçlenir.
Ne var ki tam da devlet bürokrasisinin büyüklüğü ve devasa gücü ordu, endüstri, şahsi patronların yerini gayrişahsi bürokrasilerin alması yüzünden birey eskiden hiç olmadığı kadar güçsüzleşmiştir ama bu güçsüzlüğünün farkında değildir.
Ne yazık ki eğer kişi gerekli olan şeyi öğrenmek istiyorsa, kendi hiyerarşisi içinde yanlış olanı düzeltmek istiyorsa, bu durumu serzenişte bulunmadan kabullenmek zorundadır. Daha ağır bir acı olduğunda söylenmesi gereken şudur: Mutlu olmak pek az sayıda insanın payına düşerken, acı çekmek her insanın yazgısıdır. İnsanlar arasında dayanışmanın en güçlü temellerinden biri kişinin kendi acısını, acı çeken diğer kişilerle paylaşma deneyiminde yatar.
Bizim bütün sosyal düzenimizin, hiç kimsenin bir şey yapmaya zorlanmadığına, aksine yaptığı şeyi isteyerek ve severek yaptığı yolunda uydurma bir kanaate dayanmasıdır...Zorlama, rızayla kamufle edilmiştir; rıza ise kitlesel telkin yöntemleriyle yaratılmaktadır. Sonuç olarak öğrenimin de zoraki değil, keyfi olması gerektiği düşünülmekte ve ciddi bilgiye duyulan ihtiyaç günden güne azalmaktadır.