Sonradan bu etkinlik Ben'in en yüce işlevine dönüşür; tutkuları dizginleyip gerçeklik karşısında boyun eğmenin mi, yoksa tutkulardan yana çıkıp dış dünyaya karşı kendini savunmanın mı daha yerinde olacağı konusunda alınacak kararlar, yaşam bilgeliğinin dışa vurumlarını oluşturur.
İki ayrı yönde etkinlik gösterir Ben. Bir yandan kendi duyu organının, yani bilinç sisteminin yardımıyla dış dünyayı gözlemleyerek riske yer vermeyen bir doyum için en uygun anı kollar; öte yandan Es'i etkileyip ondaki "tutkuları" dizginler, iç güdülerinin doyumlarının ertelenmesini, hatta gerekirse amaçlarında değişikliğe başvurulmasını ya da yerdeş doyum karşılığında söz konusu amaçlardan el çekilmesini sağlar. Ben, Es'ten gelen içtepileri bu yoldan denetim altında tutarak, daha önce tek başına egemen olan haz ilkesinin yerine "gerçeklik ilkesini" geçirir; gerçeklik ilkesi de haz ilkesinin güttüğü en son amaçları güder, ama bunu yaparken dış dünya gerçeğinin bireyin karşısına çıkardığı koşulları dikkate alır.
Her ilerleme, başlangıçta göründüğünün ancak yarı büyüklüğündedir. Ama sorarım size, insanlar ellerine geçirdikleri bir şeyi ne zaman içinden çıkılmaz, ne zaman eciş bücüş duruma sokmamıştır?