Eser, paranın insan üzerindeki etkisi Edip Münir karakteri üzerinden çarpıcı bir şekilde anlatılır. Edip Münir, hikayenin başlarında fakir bir adamdır ve bu yoksulluğun içinde sosyalist düşüncelerle kendine bir kimlik kurmuştur. Eşitlikten, insanlıktan, adaletten söz eder. Paraya da mesafeli görünür; ama bu mesafe biraz da çaresizliğindendir. Çünkü elinde para yoktur.
Fakat işler değişir. Para eline geçtiği anda, Edip Münir’in o çok savunduğu fikirler birer birer çökmeye başlar. Fakirliğin ne kadar “aşağılık” bir şey olduğunu söyleyen, eskiden kendisiyle aynı durumda olan insanları hor gören birine dönüşür. Yani aslında inandığı değerler, gerçekte hiç de derinlerde yerleşmiş değildir. Fakirken ahlak (?)ve adaletten bahseden Edip Münir, zengin olunca konforuna kimse dokunmasın diye eski fikirlerini bir kenara atar.
Onun bu değişimi, zannımca Gürpınar’ın gözünde ideallerin çöküşüdür. Ve sonunda Edip Münir’in dünyaya bakışı şu noktaya gelir:
“Ahlak, yalnızca güçlülerin uykusunu koruyan bir nöbetçi; felsefe ise sefaletin üstünü örten yaldızlı bir battaniyedir.”
Yani ahlak da, düzen de, kanunlar da; her şey zenginlerin huzuru için var gibi durur. Geriye kalanlar ise sadece susmalı, itaat etmeli, sistemin çarkında ezilmeye devam etmelidir. Gürpınar bu anlatımıyla bize açıkça şunu sorar: “Gerçekten inandığımız şeyler mi var, yoksa sadece elimizdeki imkanlara göre konuşup sonra akışa göre ideolojik devrimler mi geçiyoruz ?”