BİR KİMSE ARIYORSA, GÖZÜ ARADIĞI ŞEYDEN BAŞKASINI GÖRMEZ, ÇOKLUK, BİR TÜRLÜ BULMAYI BECEREMEZ, DIŞARDAN HİÇBİR ŞEYİ ALIP KENDİ İÇİNE AKTARAMAZ, ÇÜNKÜ AKLI FİKRİ ARADIĞI ŞEYDEDİR HEP, ÇÜNKÜ BİR AMACI VARDIR, ÇÜNKÜ BU AMACIN BÜYÜSÜNE KAPILMIŞTIR.
Dermân arardım derdime, derdim bana derman imiş
Bürhân sorardım aslıma, aslım bana bürhân imiş
Nefs-i terbiye, hakikatı arayış, vuslata erme, benlik aideyitinden sıyrılış, benlikte öz benliği bulma isteği ve daha niceleri...
Siddhartha normal bir insan hayatı yaşayamazdı. Onun amacı ve istediği bilgi, evinde oturarak tatmin olacağı bir şey değildi. Brahman'ın oğlu Govinda'da aynı nitelikte idi. Emelleri samana olmaktı. Nefsini köreltip kemâle ermek onların asıl hedefleriydi. Atman'ı yani gerçek ben'i tanıyıp Brahman'a yani o da Tanrıya ulaşmalıydılar. Bunun için bir yolculuk gerekliydi. Yolculukta her çiçekten bal alarak kendilerini tanıyıp benliklerini alt etmeleri elzemdi. İnsanın uhrevî tarafı olan gerçek "ben" ile yüce Tanrı'nın aynı varlık olduğunu bilen bir kimse hakikate ulaşırdı. Hakikat entelektüel bilgi ile kavranılamaz, öğrenilemez. Tefekkürün omurgasını oluşturan bu sorular benlik varlığı üzerinedir. Ben beden miyim? Bu beden benim mi? Ben beden değilsem neyim?
Bu soruların cevabı sonsuz mutluluğun kapısını sonsuza kadar açar. Tıpkı Siddhartha'nın yolculuk amacı gibi.
Ulu Buddha olan Gotama ile tanışıp kendine rol model edinmiştir. Kamala'dan sevi öğretisini, Tüccar Kamaswami'den ticareti öğrenerek hayatını idame ettirmiştir. Akabinde Vasudeva adlı kayıkçıyla bir muhibbi meşki meydana gelmiştir.
Siddhartha'nın nezdinde Nirvana sadece bir sözcük değil aynı zamanda bir düşüncedir. Ama bu düşünceye soyut olarak değil arkadaşı Govinda alnından öptüğünde somut bir anlam taşır.
Siddhartha ödüllü bir kitap olmakla kalmayıp