Şimdi nerden başlasam bilemiyorum. Hani belli bir yaşın üstündesinizdir. Tabiri caizse gerçek hayatım içindesinizdir. Bakmanız gereken aileniz, ödemeniz gereken borçlarınız ve faturalarınız vardır. Gerçek sorunlarınız vardır yani anlayacağınız. Sonra yanınıza bir ergen gelir ve size kendisi için çok büyük ama sizin için asla kayda değer olmayan dertlerini anlatır durur. Sizin bir süre sonra içiniz bunalır ve başınız ağrır. İşte bu kitap bana okurken tam da bu duyguyu hissettirdi. İnanın her 50 sayfada bir korkunç baş ağrıları yaşadım ve bi yerde bitmesini çok istedim. Çok depresif bir kitap.
Bilemiyorum belki de tam olarak ben anlamadım çünkü arkadaşlarımın övüp önerdiği kitaplardan biriydi. Evet yazar bir ergenin gözünden anlatmış ve ergenlik dilini iyi kullanmış ama bi yerden sonra off yeter diyorsunuz.
Tamam, Holden karakteri çocukları masum görüyor. Ki okurken dikkat ettim, kötülemediği ve koruyucu duygular hissettiği tek karakterler; çocuklar ve o iki rahibe. Holden değişimin olmamasını, herkesin çocukluktaki gibi masum kalmasını istiyor. En büyük hayalı ‘çavdar tarlasında yakalayıcı’ olmak. Yani bi bakıma çocukları, yetişkinlerin sahte dünyasına düşmekten kurtarıp, masum kalmalarını sağlamak. Kendisi de dahil her şeyi ama her şeyi eleştiriyor. İnsanların nasıl yapmacık olduklarından bahsediyor. Sırf başkaları öyle yapıyor diye kişilerin nasıl da olmadıkları kişiler gibi davrandıklarından dem vuruyor, sövüyor, sayıyor… ama bi yerden sonra şöyle oluyorsunuz: “Yahu herkes mi kötü. Bi tek sen mi iyisin. “ En sonda tam iyi bi öğretmenden bahsediyor derken BAM! Öğretmen de onu taciz etmesin mi…
Özetle kötü bir kitap değil. Hatta anlamak isteyene iyi mesajlar veren de bir kitap ama çok da abartacak bir durumu yok. Neden popüler olduğu hakkında hiçbir fikrim yok ama