Fatih Yıldırım

Fatih Yıldırım
Sanat Filmi İzlemek Gibiydi
Puan vermedi·272 syf.··
2026 7. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 15:52
Bir kitap düşünün, betimlemeleri o kadar güzel yazılmış ki; denizden yalıya doğru esen rüzgar, sayfalar arasından yüzünüze vuruyor. Çayırların arasında hışırdayıp geçen esintiye karışıp karakterler ile beraber İstanbul’un korularında yürüyorsunuz. Kayıkta onlarla beraber fırtınaya yakalanıyor, kararan denize bakıyorsunuz. Bu kitabı okumak bir sanat filmini izlemek gibiydi. Okuyanlar da fark etmiş olacaktır ki olay örgüsü ile mevsimler birbirine paralellik gösteriyor. İnce ince düşünülerek yazılmış adeta nakış gibi işlenmiş bir kitap. Şimdi size mevsimlerle olayların nasıl iç içe geçerek anlatıldığını kısaca özetleyeceğim. Yaz : Süreyya(Erkek) ailesi ile birlikte yaşadığı bağ evinde çok sıkılmaktadır. Deniz kenarında bir yalıda yaşamanın hayalini kurar. Suat(Kadın) kocasının sıkıntısının farkındadır. Kocasının mutlu olması onun en büyük saadetidir. Tamamıyla kendini kocasına adamıştır. Eşinin arzusunu yerine getirebilmek için babasından para alır ve eşinin çok istediği yalıya taşınırlar. Necip(Bence yazarın kendisidir. Yazarın hayatını okursanız çok benzer karakterler olduğunu göreceksiniz. Yazarın da kadınlardan yana yüzü gülmemiştir.) Süreyya’nın bir akrabası ve yakın arkadaşıdır. Kadınların hepsini aldatmaya meyilli ve adi karakterler olarak görür. Lakin Suat’ın kocasına derin bağlılığı ve kocasının arzularını kendi arzularının önüne koyduğunu gördükçe onun ruhundan ve karakterinden çok etkilenir. Aynı yaz mevsiminde her şeyin olgunlaşması gibi bu aşk da zamanla olgunlaşır büyür. Suat da kocasının sadece kendi zevkleri ile ilgilenip onu boşlamasından muzdarip Necip’in aşkına daha fazla direnemez ve karşılık verir. Sonbahar(Eylül): Ama bu aşk onlara lezzet vermez. Çünkü Suat kocasını aldatmayı iğrenç bulur. Necip ise Suat aşkına karşılık verirse Suat’ın o yüce
EylülMehmet Rauf · Kırmızı Çatı Yayınları · 201750bin okunma
Reklam
Puan vermedi·258 syf.··
2026 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2026 15:45
Bu kitaba sağlam bir inceleme yazmak istiyorum ama bir türlü aradığım kelimeleri bulamıyorum. Kitabı bir kurt köpeğinin hikayesi diye okumak yazımı bayağı basite indirgemek olur. Ben Beyaz Diş’i bir çocuk olarak düşünüp çocuk psikolojisi şeklinde okudum bi yerden sonra. Ne olduğumuz doğuştan mı bellidir yoksa bizi çevresel etkenler ve yaşadıklarımız mı oluşturur ? Ana konu buydu bence. Şiddetin ve sevgisizliğin bir canavar yarattığı sevginin ise büyük bir dönüştürücü olduğu çok güzel ve akıcı bir şekilde anlatılmıştı. Benim kafamı iki konu çok kurcaladı. Kitabın sonundaki mahkumun hayatı aslında Beyaz Diş’in hayatının aynısı gibiydi. O da zorbalığa ve tacize uğramıştı ve bu korkunç hayat onu kötü birine dönüştürmüştü. Üstelik bir de haksız yere ceza yemişti. Kitabın sonunda Beyaz Diş onu öldürdüğünde sevindim, halbuki o adam kötü biri değildi. Beyaz diş ölmediği için çok mutlu oldum. Yani şiddetin ne durumda iyi ne durumda kötü olduğuna beynimiz neye göre karar veriyor ? :) Bu soru şu anda kafamı kurcalıyor. Bir de Beyaz Diş’in özgür hayatından ‘kurt olmaktan’ vazgeçip evcil bir ‘köpek’ olması. Yani bilmiyorum ben kitabın sonunda özgür doğaya dönüp bir kurtla çoluk çocuğa karışmasını daha çok isterdim :) Kitap kesinlikle okunmaya değer.
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,5bin okunma
Puan vermedi·159 syf.··
2026 1. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 20:00
Tam alegori diyemesem de sembolik öğeler ile dolu bir hikaye. Şinasi doğu medeniyetini temsil eder. Sessizdir, samimidir. İçi dolu ama dışı gösterişsizdir. Macit ise batıyı temsil eder. Vahşilerin gerçekten samimi olabileceğine inanır. Daha sesli, cafcaflı, gösterişlidir. Daha göze hitap eder. Neriman ise 1930’lar Türkiye’sinde kimlik karmaşası yaşayan geleneksellik ile modernlik arasında bocalayan bir Türk gencidir. Yazarın bu karakterler üzerinden bize verdiği mesaj: Batı hayranlığını eleştiriyor ama direkt batı kötü demiyor. Taklit edilen batı kötü, bize gerekli kısımlar özümsenmeli diyor. Batı medeniyetinin bilim, eğitim ve zihin olarak insanların hep olgunlaşacağına inandığını ama 1. Dünya Savaş’ı ile bu ideolojilerinde yanıldıklarını anlatıyor. Çünkü insanlık bazen ilerler bazen çöker. Bilim, eğitim tavan yapsa da bazen ahlak ve vicdan çöker. Eksi taraflarına değinecek olursak, yazar mesaj vermeye çalışıyor hissi çok baskındı. Batı fazla karikatürüze edilmişti. Bir de sonu fazla aceleye getirilmiş gibiydi.
1000Kitap
Fatih HarbiyePeyami Safa · Alkım Yayınevi · 200557,2bin okunma
Kendi küçük etkisi büyük bir kitap
Puan vermedi·128 syf.··
2025 126. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2025 22:38
Okuduğum kalın kitaplardan sonra kısa olmasına aldanıp elime aldığım bu kitabın içeriği çok ağırdı. Psikolojik derinliği, alt metni ve dönemi yansıtma gücü çok yüksekti. Anlatıcının hastalığından çok kademe kademe anlattığı psikolojik çöküntüsü beni daha çok etkiledi. Annesine hastalığını yansıtmamaya çalışması. Nüzhet’e karşı duyduğu aşk, hastalığından dolayı sevilmeye bile layık olmadığını düşünmesi, o kırılgan gururu… Bazı kısımları boğazınızda bir yumru ile okuyorsunuz. Peyami Safa o kadar gerçekçi ve objektif yazmış ki. Hayat adil değil mesajını çok iyi vermiş. Evet anlatıcımız çektiği acılar ile daha derin görüyor ama bu ona bir ödül kazandırmıyor. Hayatta her şey istediğimiz gibi olmuyor. Etrafımızdaki insanlar bizim istediğimiz gibi şekillenmiyor. Hayatımda okuduğum en dürüst hikayeydi diyebilirim. Aslında tam olması gereken yerde bitmiş ama devamında ne olduğunu bir süre düşünüp duracağım sanırım…
1000Kitap
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Alkım Kitabevi Yayınları · 2012121bin okunma
Çavdar tarlasındaki yakalayıcımız Holden Caulfield.
Puan vermedi·198 syf.··
2025 119. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 18:33
Şimdi nerden başlasam bilemiyorum. Hani belli bir yaşın üstündesinizdir. Tabiri caizse gerçek hayatım içindesinizdir. Bakmanız gereken aileniz, ödemeniz gereken borçlarınız ve faturalarınız vardır. Gerçek sorunlarınız vardır yani anlayacağınız. Sonra yanınıza bir ergen gelir ve size kendisi için çok büyük ama sizin için asla kayda değer olmayan dertlerini anlatır durur. Sizin bir süre sonra içiniz bunalır ve başınız ağrır. İşte bu kitap bana okurken tam da bu duyguyu hissettirdi. İnanın her 50 sayfada bir korkunç baş ağrıları yaşadım ve bi yerde bitmesini çok istedim. Çok depresif bir kitap. Bilemiyorum belki de tam olarak ben anlamadım çünkü arkadaşlarımın övüp önerdiği kitaplardan biriydi. Evet yazar bir ergenin gözünden anlatmış ve ergenlik dilini iyi kullanmış ama bi yerden sonra off yeter diyorsunuz. Tamam, Holden karakteri çocukları masum görüyor. Ki okurken dikkat ettim, kötülemediği ve koruyucu duygular hissettiği tek karakterler; çocuklar ve o iki rahibe. Holden değişimin olmamasını, herkesin çocukluktaki gibi masum kalmasını istiyor. En büyük hayalı ‘çavdar tarlasında yakalayıcı’ olmak. Yani bi bakıma çocukları, yetişkinlerin sahte dünyasına düşmekten kurtarıp, masum kalmalarını sağlamak. Kendisi de dahil her şeyi ama her şeyi eleştiriyor. İnsanların nasıl yapmacık olduklarından bahsediyor. Sırf başkaları öyle yapıyor diye kişilerin nasıl da olmadıkları kişiler gibi davrandıklarından dem vuruyor, sövüyor, sayıyor… ama bi yerden sonra şöyle oluyorsunuz: “Yahu herkes mi kötü. Bi tek sen mi iyisin. “ En sonda tam iyi bi öğretmenden bahsediyor derken BAM! Öğretmen de onu taciz etmesin mi… Özetle kötü bir kitap değil. Hatta anlamak isteyene iyi mesajlar veren de bir kitap ama çok da abartacak bir durumu yok. Neden popüler olduğu hakkında hiçbir fikrim yok ama
Duygu ve Düşünce
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
Reklam