"Bu inceleme spoiler içerir."
Yılını hatırlamamakla birlikte en az 10 yıl kadar önce İzmir’de DESEM sinemasında 1966 yapımı Fahrenheit451’i izlememle birlikte başlar Ray Bradbury ile tanışıklığım. O zamandan aklımda kalanlar, filmden ne kadar etkilendiğim, 1966 yılında böyle bir bilimkurguyu o günün teknolojisi ile ne güzel çektikleri, yarattıkları dünyanın sinematografik olarak gözüme ne kadar gerçekçi göründüğüydü… Herşeyiyle çok etkilenmiştim, en çok da sonundan. Ray Bradbury’nin kitabında en çok eleştirdiği ve dikkat çekmek istediği noktanın insanların TV-Ekran odaklı yaşamları oluşu filmde çok güzel vurgulanmıştı. Ki kitabında da ilk aldığım mesaj budur, dört duvarı da boydan boya ekrana döndürülmüş evler ve hayatlar vurgusu (sf:45 İthaki Yayınları, 2012). Öyle ki, bir yıllık gelirlerinin üçte birini bir duvarın ekrana dönüştürülmesine ayırabilirler (bknz:asgari ücret VS televizyon fiyatları). “Şimdi farklı mı durum sanki?” hissi ve Ray Bradbury ne ileri görüşlü bir yazarmış tekerlemelerim kitabı okuduğum süre boyunca tekrar etti.
İnsanların arasındaki iletişimin, kaybolan dil ve kelimelerle birlikte ne kadar bozulduğunu görmekteyiz dialoglarda; Clarisse Montag’a “Siz diğerlerine benzemiyorsunuz….” diyor “Konuşurken yüzüme bakıyorsunuz.” (sf:49) Yine aynı his, tanıdık mı? En son mesela hizmet sektörlerinden birinde ya da bir devlet dairesinde yüzünüze bakılarak konuşulduğunu hatırlıyor musunuz? Ya da siz bakıyor musunuz mesela bu özeni gösteriyor musunuz? İnsanların birbirlerine tahammülsüz oldukları, hatta katlanmaya tahammülsüzlük haline dönen bir durum: “Kimsenin bir başkasına ayıracak zamanı yoktur. Bana katlanan ender kişilerden birisin.” (sf:50). Ve Clarisse bu düzende antisosyal olarak tanımlanmıştır çünkü sosyal olma kavramı değişmiştir, insan