Ref'i Cevat, bir yazar için belki de en şanslı dönemde -1890- dünyaya gelmiş. 1800'lerin sonu 1900'lerin başı Türkçenin ifade genişliği açısından zirve dönemlerinden biriyken Türk tarihi de bu dönemde en çalkantılı yıllarını yaşıyordu. Takdir edilir ki bu, bir yazar için eşsiz fırsattır. Öyle ki hem yazabilecek sayısız malzeme hem o malzemeleri kağıda dökecek sınırsız bir dil genişliği vardı.
Ref'i Cevat bu fırsattan istifade etti ve edebiyatın hemen her türünde sayısız eser yazdı. Onu bilinir kılansa tarihin kritik dönemlerinde yaptığı irrasyonel siyasi tercihleri oldu. İttihat Terakki döneminde İttihatçılara olan keskin muhalefeti ona ilk sürgününü getirdi. Ama milletin hafızasında onu affedilmez bir yazar yapan cürmü, İstiklal Savaşına olan amansız karşı çıkışı oldu. Her ne kadar 15 yıllık sürgünün sonunda affedilerek ülkeye dönse de milletin hafızasında ekseriyetle bir suçlu olarak kaldı. Boynuna haklı olarak asılmış olan bu "suçlu" yaftası, onun , harikulade ifade kabiliyetini, Türkçeyi tüm imkanlarıyla kullanmaktaki maharetini, yazdığı sayısız eseri hep gölgeledi.
Ref'i Cevat ve kader arkadaşı Refik Halit, siyaset arenasında affı mümkün olmayan suçlar işlemiş olabilirler. Ama Türkçeye kazandırdıkları enfes metinler, dili tüm unsurlarıyla muazzam bir incelikle kullanmaları onları, nazarımda her zaman Türkçenin öz evlatları saymama yetmiştir.
Eski İstanbul Yosmaları, yazarın yaşadığı dönemde nam yapmış iki güzel kadınının hikayesini anlatıyor. Romanı güzel yapan kadınların hayat hikayelerindeki fevkaladelik değil üzerine pek yazı yazılmamış olan dönemin "işret meclisleri" hakkında verdiği mükemmel bilgiler ve yaptığı mülahazalardır.
İşret meclisleri ya da "öteki yaşam" diyebileceğimiz batakhaneler, kâr-haneler gibi toplumun dışladığı ama aynı