Göğsüme çöken o bildik ağırlığı gene hissettim; ama bedenim edilgin, cansız bir şey gibi, teslim olmayı, yenilgiyi reddederek, geri çekildi. Edilginliği bir direniş biçimiydi; tuhaf bir biçimde ne acı, ne haz hissetme, başımda ya da bedenimde tek bir kıl oynamasına izin vermeme yeteneğiydi.
“Aslında sürekli olarak iki hâl arasında gidip geliyoruz: içimizdeki çocuk ve dönüştüğümüz yetişkin. Korkularımız söz konusu olduğunda baskın olan içimizdeki o küçük varlıktır, bütün sağduyumuzu kaybederiz. Yetişkin tarafımız onu mantıklı olmaya davet etmediği sürece negatif duygularına hapsolur."