Nazım Hikmet'in şiirleri daha yazılmaktayken, son biçimlerini almadan cezaevi duvarlarından dışarı sızardı. Kendi de gerçi bir iki kişiye gönderirdi - karısı Piraye'ye, çok güvendiği bir avukat arkadaşına- ama şiirler son biçimini alınca...
Oysa dostları, meraklılar, şiire düşkün cezaevi görevlileri, bitmiş bitmemiş, ellerine ne geçerse kopya ederlerdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nazım kitap okurken eli hiç durmazdı.Kitapların kapaklarına,kapak içlerine,boş sayfalara,kurşunkalemle çizimler yapardı.Bu herhalde bir tür düşünme yoluydu.
Nazım,
'Canım karıcığım, bir şiiri, bir romanı hiç kimse senin gibi anlayıp değerlendiremez,' diye onu göklere çıkarırdı.
Bu işi benim pek aklım almazdı.Karısına yağcılık ediyor gibi gelirdi.Örnekse okudukları bir romanı annemin Nazım'dan daha iyi değerlendirebileceğine inanamazdım.
Nazım her kitabı baştan sona okumazdı.Önce kitapla bir tanışma dönemi geçirirdi adeta.Karıştırır, orasından burasından okur, beğenmezse bir yana bırakırdı.
Geçenlerde Kemal Tahir'e, Piraye bana: "Kendine iyi bak benden evvel ölme," diye yazdı demiştim. Kemal diyor ki: " İtiraf et ki Piraye senden iyi şairdir." İtiraf ediyorum karıcığım.Sen yalnız benden iyi değil, dünyadaki en iyi şairsin.