R.F

...Bir de öteki tür serseri vardır ki kendi kendine rağmen boşta gezmektedir, etkin olabilmek için büyük bir özlemle yanan ama hiçbir şey yapamayan... Çünkü bir şeyler yapması olanaksızdır, bir kafese hapsedilmiş gibidir, çünkü verimli olabilmek için gereksindiği şeylere sahip değildır, çünkü yazgının çizdiği olaylar dizisi onu o kafese tıkmıştır, böyle bır adam ne yapacağını bilmeyebilir ama içgüdüleriyle hisseder: ne olursa olsun, bir işe yarayabilirım, yaşamımın bir amacı olacak sonunda, çok daha başka türlü bir insan olabileceğimi biliyorum! Öyleyse nasıl yararlı olabilirim, nasıl hızmet edebilirim? İçimde bir şey var, nedir o? Kafese kapatılmış bir kuş, bahar geldi mi, yapacağı bir şey olduğunu çok iyi bilir, ama yapabilecek durumda değildir. Nedir bu? Pek iyi de anımsayamaz. Belli belirsiz bir şeyler gelir gözünün önüne ve kendi kendine der ki, "Öteki kuşlar dallarda yuva kuruyorlar, yumurtluyorlar, yavrularını yetiştiriyorlar." Ve başını kafesin çubuklarına vurur da vurur. Oysa kafes olduğu yerde kalır ve kuş, acıdan deliye döner. Oralarda uçan bir başka kuş, "Şu tembel hayvana da bak," der yolunda giderken, "keyfi yerinde görünüyor." Evet, hapiste olan yaşar, ölmez, içinde olup bitenleri ise dışardan kimse görmez; sağlığı yerindedır, güneş açtığında az çok neşelidir... Derken kuşların göç vakti gelir, yeniden melankoliye düşer. "Ama istediği her şey elinin altında," der ona kafeste bakan çocuklar.. Oysa o, çubukların arasından bulutlu gökyüzüne bakmakta, patlamaya hazırlanan fırtınayı görmekte, içinden yazgısına isyan etmektedir. "Kafesteyim, kafeslenmişim, bir de hiçbir gereksinmem olmadığını söylüyorsunuz aptallar! Her istediğime sahibim, öyle mi? Ah! Yalvarıyorum size, özgürlüğümü bağışlayın, bıraakın ben de öteki kuşlar gibi olayım!"
Sayfa 46·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kişinin az çok dalgın olduğu, az çok düşler alemine daldığı anlar olabilir, kimisi çok dalgınlaşır, düşler alemine çok derinden dalar. Ben belki de öyleyim, ama suç kendimin; ancak, belki bu da tümüyle sebepsiz değil, belki dalıp gitmemin, kafamın bir şeylere takılıp kalmasının, tasalanmamın bir nedeni vardı... Üstesinden gelinemeyecek şeyler değil bunlar. Düşlere dalan kişi kimi kez bir kuyuya düşebilir, ama derler ki sonradan o kuyudan çıkmasını da bilir. Öte yandan, dalgın adamın da, bir tür denge öğesi olarak: aklının dupduru olduğu dönemler vardır. Kimi kez, olduğu gibi olması için geçerli nedenlere sahip bir kişidir ama bu nedenler başlangıçta herkesçe anlaşılmaz her zaman, ya da ilgilenilmediği için bilincine varılmadan unutulur. Fırtınalı bir denizin ortasındaymış gibi, uzun süre şuraya buraya atılıp savrulmuş bir kişi, er ya da geç ulaşmak istediği yere varır; beş para etmez, hiçbir işte tutunamaz, hiçbir işlev yüklenemez gibi görünen bir insan, sonunda yapabileceğı işi bulur, etkin olabileceğini, başlangıçta göründüğünden çok daha değişik olduğunu gösterir...
Sayfa 45·Kitabı okudu
Alıntı
Peki, başka ne diyeyim? İçimizden geçen düşünceler dışardan görünüyor mu ki? İnsanın ruhunda koca bir ateş yanıyor olabilir, ama hiçbir zaman kendi kendisini ısıtamaz onunla; gelip geçenlerse yalnızca bacadan çıkan cılız dumanı görürler ve yollarına devam ederler. Şimdi bak, yapılması gereken şu: İçindeki o ateşi körüklemeli kişi, kendi kendine yeterli olmalı, büyük bir sabırsızlıkla, ama yine de sabırla birinin gelip o ateşin yanına oturacağı - belki de hep orada kalmak üzere - saati beklemeli. Tanrı'ya inanan kişi, önünde sonunda, ergeç gelecek olan o saati beklemesini bilmeli.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Alıntı
Ve haykırıyorsun: "Daha ne kadar sürecek bu Tanrım!"
Sayfa 44·Kitabı okudu
Alıntı
Böylece, kendimi umutsuzluğa bırakacağıma, bir başka türlü söylemek gerekirse, umudu uyanık tutan, yükselmeyi amaçlayan, hep arayan melankoliyi, uyuşukluk ve acı içinde insanı umutsuzluğa sürükleyen melankoliye yeğledim.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Alıntı