...Bir de öteki tür serseri vardır ki kendi kendine rağmen boşta gezmektedir, etkin olabilmek için büyük bir özlemle yanan ama hiçbir şey yapamayan... Çünkü bir şeyler yapması olanaksızdır, bir kafese hapsedilmiş gibidir, çünkü verimli olabilmek için gereksindiği şeylere sahip değildır, çünkü yazgının çizdiği olaylar dizisi onu o kafese tıkmıştır, böyle bır adam ne yapacağını bilmeyebilir ama içgüdüleriyle hisseder: ne olursa olsun, bir işe yarayabilirım, yaşamımın bir amacı olacak sonunda, çok daha başka türlü bir insan olabileceğimi biliyorum! Öyleyse nasıl yararlı olabilirim, nasıl hızmet edebilirim? İçimde bir şey var, nedir o?
Kafese kapatılmış bir kuş, bahar geldi mi, yapacağı bir şey olduğunu çok iyi bilir, ama yapabilecek durumda değildir. Nedir bu? Pek iyi de anımsayamaz. Belli belirsiz bir şeyler gelir gözünün önüne ve kendi kendine der ki, "Öteki kuşlar dallarda yuva kuruyorlar, yumurtluyorlar, yavrularını yetiştiriyorlar." Ve başını kafesin çubuklarına vurur da vurur. Oysa kafes olduğu yerde kalır ve kuş, acıdan deliye döner.
Oralarda uçan bir başka kuş, "Şu tembel hayvana da bak," der yolunda giderken, "keyfi yerinde görünüyor." Evet, hapiste olan yaşar, ölmez, içinde olup bitenleri ise dışardan kimse görmez; sağlığı yerindedır, güneş açtığında az çok neşelidir... Derken kuşların göç vakti gelir, yeniden melankoliye düşer. "Ama istediği her şey elinin altında," der ona kafeste bakan çocuklar.. Oysa o, çubukların arasından bulutlu gökyüzüne bakmakta, patlamaya hazırlanan fırtınayı görmekte, içinden yazgısına isyan etmektedir. "Kafesteyim, kafeslenmişim, bir de hiçbir gereksinmem olmadığını söylüyorsunuz aptallar! Her istediğime sahibim, öyle mi? Ah! Yalvarıyorum size, özgürlüğümü bağışlayın, bıraakın ben de öteki kuşlar gibi olayım!"