Sosyal medya/Sanal alemdeki davranış ve sözlerimizle gerçek hayattaki söz ve davranışlarımız arasında fark olmamalıdır. Şayet Müslim bir ortamda söyleyemeyeceğimiz bir sözü sosyal medyada söylüyorsak, kardeşlerimiz arasında yapamayacağımız bir davranışı sosyal medyada yapıyorsak… modern cahiliyenin tesiri altındayız demektir. Bu durumda sosyal medyanın bizim için bir afet olduğunu bilmek, dinimizin selameti için sosyal medya kullanımını kısıtlamak zorundayız.
Bir örnek üzerinden hasbihâlimizi sürdürelim: Bizim pazar seminerlerimizi düşünün… Yüzlerce kişinin bulunduğu ortama bir Müslim girsin ve tek tek insanlara uğrasın. Elinde bir tabak, içinde de yemek olsun. "Biliyor musun, ben X restorandan yemek sipariş ettim, onu yiyorum."desin. Ya da yeni satın aldığı bir saati göstersin ve saat hakkında bilgi versin… Ne düşünürüz? Ben düşüncelerimi kendime saklamak istiyorum! Zannımca en iyi düşünenimiz aklında bir sorun olduğunu veya görgüsüz bir insan olduğunu düşünür.
Sosyal medyada yediğini, içtiğini, ev hâlini veya satın aldığı bir eşyayı yayınlayan, sürekli fotoğraf paylaşma ihtiyacı hisseden ne yapmaktadır? Yukarıda zikrettiğim örneği düşünürseniz, aslında pek de farklı bir şey yapmamış olmaktadır. Kendisini gören insanlara tek tek veya topluca gösteriş yapmakta, görgüsüzce davranmaktadır. Peki, gerçek hayatta kimsenin yapmayacağı bu görgüsüzlük sanal alemde niye normal karşılanmaktadır? Çünkü sanal âlem/sosyal medya modern cahiliyenin gösteri sirkidir. Çoğu insan aynı anda hem sahnede hem izleyiciler arasındadır. Normal hayatta yapılması mümkün olmayan hareketler gösteri sirkinde normalleşmekte, insanlar eğlenmek için suç ortaklığı yapmaktadır.
Kim imam namazdan ayrılıncaya kadar onunla namaz kılarsa, ona o gecenin kıyamı yazılır. Müslümanın, bu büyük hayrı terk etmemesi ve her Ramazan gecesi Müslümanlarla beraber teravih namazını cemaatle kılmaya gayret etmesi gerekir. Ahmed b. Hanbel rahimehullah'a "Ramazan'da kişinin yalnız başına namaz kılması mı daha güzeldir, yoksa insanlarla kılması mı daha güzeldir?" diye soruldu. O da şöyle dedi: "Kişinin en güzel teravih namazı, imamla beraber kılması ve vitri onunla eda etmesidir."
Ebu Zerr radıyallahu anh şöyle demiştir: Ramazan ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oruç tuttuk. Ramazan ayından yedi gün kalıncaya kadar bize farz namazdan başka hiçbir şey kıldırmadı. Yedi gün kalınca gecenin üçte biri geçinceye kadar bize gece namazı (teravih) kıldırdı. Altıncı (yani yirmi dördüncü) gün yine farzdan başka namaz kıldırmadı. Beşinci yani yirmi beşinci gece yarısı geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Ben, "Ey Allah'ın Rasûlü! Bu gece bize daha fazla namaz kıldırsanız" dedim. Şöyle buyurdu: "Bir kimseye, imam namazdan ayrılana kadar cemaatle namaz kılarsa, geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap yazılır." Dördüncü yani yirmi altıncı gece olunca bize namaz kıldırmadı. Üçüncü yani yirmi yedinci gece olunca ailesini, hanımlarını ve insanları toplayıp hepimize namaz kıldırdı, öyle ki felahın geçeceğinden korktuk. -Ravi dedi ki: "Felah nedir?" diye sordum. Ebu Zerr, "Felah, sahurdur" dedi.- Sonra ayın geri kalan kısmında bize bir daha namaz kıldırmadı.
Şüphesiz Ramazan gününde sefer, unutma ve zorlama gibi håller haricinde bir özür olmadan hanımıyla ilişkide bulunan kimse Allah'a asi olmuştur. Bu fiilinden dolayı günahkâr olmuştur. İlişkide bulunduğu günün geri kalan kısmını oruçlu geçirmesiyle birlikte o günün orucu bozulmuştur ve bu sebeple kefâret gerekmiştir.