Allah'ın sistemi doğrultusunda yaşayan Müslüman çiftlerin evlilik hayatları ömür boyu mutlu bir şekilde devam eder. Yapılan evliliğin bir ömür devam edebilmesi içinde hem erkeğin hem de kadının, Allah Teâlâ'nın emir ve yasakları doğrultusunda yaşamaları gerekmektedir.
Her konuda olduğu gibi evlilik hayatında da insanları bir arada tutan yalnızca ve sadece Allah'ın nizamıdır.
Kadının eve bağlı olması onun oraya hapsedildiği ya da kafes arkasına, dar bir alana sıkıştığı anlamına gelmez. Kadın için evi, en hayırlı yerdir. Evi onun mescidi, huzur ve mutluluk yuvasıdır. Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kadın örtülmesi gerekli olan bir varlıktır. Evden dışarı çıkınca şeytan gözünü ona diker. Kadın için Rabbinin rahmetine en yakın olduğu yer evinin içidir." (Tirmizî)
Bu durum kadının evden dışarı çıkınca tesettüre riayet etmesini gerektirir. Çünkü örtünme kadın için koruyucu bir perde vazifesi görür. Kötü niyetli bakışları kırar ve kadın kendisini güvende hisseder.
Kadın nafile oruç için kocasından izin almalıdır. Çünkü kocanın eşi üzerindeki cinsel hakları nafile oruçtan önde gelir. Nitekim Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Bir kadın için, kocası yanında iken ondan izinsiz nafile oruç tutması ve evine ondan izinsiz bir yabancının girmesine izin vermesi helal değildir. "
Şunu da hemen kaydetmeliyiz ki, kadının bu itaati, kocasının meşru emirleri için geçerlidir. Eğer kocası gayri meşru bir şey emredecek olursa, buna itaat etmez; hatta karşı gelmesi gerekir. Mesela kocası kadının namaz kılmamasını veya Ramazan orucu ya da vacip bir orucu tutmamasını isterse kadın bu hususta kesinlikle kocasına itaat etmez.
Şüphesiz evlilik, kişinin maneviyatını koruması, imanını muhafaza etmesi ve ayrıca şeytanın saldırılarından kaçınması bakımından en büyük sığınaktır. Bu nedenledir ki Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) evliliği dinin yarısı olarak bizlere tanıtmıştır. Zira kişi evlilik ile haramlardan sakınır, gözünü ve kalbini muhafaza eder ve kişiyi bir zırh gibi korur.
Sâliha kadınların huzur ve sükûn kaynağı olduklarına işaretle Rasûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: "Cenâb-ı Hakk her kime iyi bir eş nasib etmişse, onun ayakta durmasına ve dîninin yarısına yardım etmiştir. (Dîninin diğer) yarısını da kendi çalışarak muhafaza etsin ve Allâh'dan korksun." buyurmuşlardır. (Tabarani-Hâkim)
İslâm kadınla erkek arasında genel anlamda bir görev bölümü yapmış, kadına evin iç işlerini, çocukların yetiştirilmesini, ihtiyaç ve zaruret bulunduğunda da dışarıda çalışma görevini yükleyerek, onu kocasının en yakın yardımcısı kılmıştır. Koca, evin dışında ağır işleri, eşinin ve çocuklarının nafaka yeme içme, barınma ve giyim ihtiyaçlarını karşılama görevini yüklenmiştir.
Hadiste anlatılan kız evlatları, bu kız çocuklarının bir kimsenin cennete girmesine vesile olması bazı şartlara bağlıdır. Bu şartlar hadislerde şu şekilde haber veriliyor:
"Kızlarının islami eğitimine ve terbiyesine sabreden..."
"Kızlarının hakkında Allah'tan korkarak ahlaklı ve islami bir terbiye ile yetiştirmen..."
"Kızlarını islami bir edeble edeblendiren ve onları Müslüman ve muvahhid insanlarla evlendiren..."
"Kızlarını küçük yaşta-rızk korkusundan veya ar ve leke olmasından dolayı öldürmeyen, onları aşağılamayen ve erkek çocuklarını kız çocuklarında üstün görmeyen kimseyi Allah cen-netine koyar."