bugün doğru, yarın yanlıştırlar; düşünceler bir parıldar bir sönerler - sebebi ise fikrimizi değiştirmemiz değil düşüncelerimizle ömrümüz boyunca alâkamız olacağı, aynı görünmez kaynaklardan beslenerek onlarla yatıp kalkacağımız içindir. Şayet düşündüğümüz anda yükseldiğimizi hissediyorsak hakiki, düştüğümüzü hissediyorsak sahtedirler. Içimizde ve dış dünyada dile gelmez bir şey vardır, bu sırada artar veya azalır. Sonraki yıllarda durum değişir, duyguların depolanmasında daha az değişim olur, akıl ise hiçbir duygunun etkisinde kalmadığımız zaman bildiğimiz o olağanüstü hareketli, sağlam, kırılmaz alete dönüşür. O an dünya çoktan bölünmüştür; bir tarafta eşyanın ve eşyaya dair güvenilir duyumsamaların, hü-kümlerin, diğer bir deyişle, takdir gören duyguların veya iradelerin dünyası; öbür tarafta sübjektifliğin, yani keyfliğin, inancın, zevkin, sezginin, peşin hükümlerin ve istediği şekilde ilişki kurmanın kişiye kamu nezdinde değeri olmayan bir tür hususi hak tanıdığı bütün o güvensizliklerin dünyası vardır. Bu olduğunda artık şahsın giriş-kenliği her şeyi veya hiçbir şeyi keşfetmemiş ve benimsememiş ola-bilir, edinilen izlenimin harareti içinde yanıp kül olmuş ruhta duvarların genişleyip hareket etmeye devam edişine nadiren rastlanır.
Fakat bu davranış, dünyada gerçekten de uyandırdığı zan kadar güvende hissetmenize izin verir mi kendinizi? Sapasağlam bütün dünya; duyumsama, ev, manzara ve amellerimizin hepsiyle beraber sayısız küçük bulutçuğun üstünde gezinmez mi? Her algının altında müzik vardır, şiir vardır, duygu vardır. Ama zincirlenmiştir, değiştirilemez bir hâle getirilmiştir, kapatılmıştır, çünkü bız eşyayı hakikatiyle, yani duygu olmadan almak isteriz ki onlar bize uyacağına biz onlara uyalım fakat bu da, bilindiği üzere aşağı yukarı şu anlama gelir: Bizden