Ali Rıza Paşa cumhuriyet yapılacağını seziyor:
Efendiler, Ahmet İzzet Paşa'nın yazdığı öğüt yazısı ile buna verdiğimiz yanıtın okunması bir anımı canlandırdı. Ulusça bilinmesi ve tarihe geçmesi için onu da söylemiş olayım: Ali Rıza Paşa, bir gün Ahmet izzet Paşa'yı ziyaret eder. Konuşma sırasında benim için birtakım yersiz sözler söyler ve bu sözlere önemli bir buluşunu da ekler: "Cumhuriyet yapacaklar, cumhuriyet!" diye bağırır. Doğrusunu isterseniz baylar, Makedonya'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı Orduları Başkomutanı Ali Rıza Paşa'nın, aslanlardan meydana gelmiş koskoca Türk ordularını bozguna uğratıp yok ettikten ve değerli Makedonya topraklarını düşmanlara bırakıp bağışladıktan sonra, devletin en sıkışık bir zamanında Vahdettin'in isteklerine hizmet etmek için gereken nitelikleri kazanmış olduğuna ve bu ünlü ordular başkomutanının, bu kez kendine en usta yardımcı olarak, eski kurmay başkanını Harbiye Nazırlığına getirmeyi düşüneceğine olağan gözüyle bakılabilirdi. Ama, ulusal girişimlerin cumhuriyeti kurma amacı güttüğünü bu kadar çabuk ve kolaylıkla sezip anlayabilmesini beğenmemek elden gelmez.
Attığımız adım, rastgele değil, derin düşüncelere, sağlam temellere ve bütün ulusun düzenli örgütlere bağlı gerçek gücüne, dayancına ve iradesine dayanmaktadır.
Ulus, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirecektir ve buyurduğunuz gibi, ulusal hakları kutlu ve esenlikler olacaktır. İyicil dualarınızı eksik edilmemesini rica ederim. Çalışmak bizden, yardım ölümsüz Tanrı'dandır.
İstanbul Hükümeti, ulusu aldatarak, milletvekili seçimlerini aylarca yaptırmamış olduğu gibi, son zamanda verdiği seçim buyruğunun yerine getirilmesini de türlü nedenlerle geciktirmekte ve geri bırakmaktadır. Ferit Paşa'nın Toros'un ötesindeki illerimizi gözden çıkardığı, Barış Konferansı'na verdiği nota ile tanıtlanmış; Aydın ilinde Yunanlılarla aramızda sınır çizmeye girişmesi de orada düşman eline düşen yerlerin bir olupbitti biçiminde Yunan topraklarına katılmasını kabul ettiğine kanıt sayılmıştır. Düşman eline geçmiş öteki ülke parçalan için de bunlara benzer akılsız- ca ve haince politika güderek ülkenin ve ulusun bölünüşüne yol açması kesinlikle beklenir. Meclisi Mebusan toplanmadan önce barış antlaşmasını imza ederek ulusu bir olupbitti karşısında bulundurmak istediği sanılmaktadır. Bundan dolayı, Genel Kongre, orduyu ve ulusu uyanıklığa çağırır ve aşağıdaki işlerin ivedilikle yapılması- nı, ulusun var ya da yok oluşu ile sonuçlanacak önemde saydığını bildirir.
Gerçi benim açıkça ortaya atılmamda ve tüm ulusun ve askeri hareketlerin başına geçmemde kuşkusuz sakınca vardı. Ama o sakınca, başarısızlığa uğradığımda herkesten önce ve herkesten çok benim en büyük cezaya çarptırılmamdan başka birşey olabilir miydi? Oysa bütün vatanın ve koskoca bir milletin, ölüm kalımı söz konusu olurken "yurtseverim" diyenlerin kendi sorunlarını düşünmeye yer var mıydı?