Schopenhauer'e göre, her felsefenin başında ölüm sorunu gelir; animismi
özellikleri olan ruh anlayışının ve şeytanlara inanmanın ortaya çıkışında
da, hep ölümün insan üzerindeki
etkisinin rol oynadığını biliyoruz.
Genetik bakımdan, nevrozun toplumsal içeriği onun özgün bir eğiliminden ileri
gelir ve bu da, gerçekliğin doyumsuzluklarından düşlem dünyasının zevklerine sığınma isteğidir. Nevrozluların
kaçtığı gerçeklik dünyasına insanların oluşturduğu toplum ve kurduğu ilişkiler
egemendir; bu gerçeklikten yüzünü çeviren nevrozlu, aynı zamanda kendini
insan toplumundan da dışarı çekiyor demektir.
Wundt "efsanelerin her yerde şeytanlara yüklediği etki arasında daima kötü etkiler
üstün gelir, öyle ki budunların dinlerine göre, kötü şeytanlar iyi şeytanlardan daha eskidir" der.
Bastian şöyle der:
"Bir kral ne kadar güçlü olursa o kadar çok tabuya boyun eğmelidir.
Tahtının adayı da çocukluğundan
başlayarak aynı tabularla bağlıdır; daha büyürken bile onun çevresinde
tabular birikmeye başlar ve tahta
çıkmasıyla birlikte bu tabuların altında adeta boğulur".