"İnsan olmak ve insan olarak kalmak giderek zorlaşıyor". Bu cümlenin bir sonbahar günü gün akşama kavuşurken, sükûnet içinde ölümü bekleyen bir ihtiyarın, evinin penceresinden hem hazanın hem gurubun bütün hüznünü, bütün küsufunu uzun uzun seyrettikten sonra dudaklarından döküldüğünü söylesek bile uyandırması gereken tedailer yine de karşılanmış olmaz. Bu çok daha fazlasıdır, ama burada ona başka türlü yaklaşabilmek mümkün değildir.
Karargâhın içinde: "Kudüs düştü!" sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'a, Şam'a, Halep'e gözyaşlarımızı hazırlamak lazımdı.
Artık yalnız Anadolu'yu ve İstanbul'u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allah'a ısmarladık!
İmparator Wilhelm, İmparator Şarl ve İmparator Mehmed, sırmalarından sıyrılmış, üç tahta manken gibi
duruyorlardı: Hindenburg'un ahşap heykeli gibi, fakat altın çivi değil, millî ıstırapların okları saplanan üç manken.