Kim hayvanların ruhuna saygısızlık ederse, kendi ruhuna saygısızlık etmiş olur.”
Bu söz kimi kaynaklarda İdris Peygamber’e atfedilir. Sahih bir rivayet olup olmadığı tartışmalı olabilir ama içerdiği anlam çok derin.
Kur’an’da hayvanların da bir “ümmet” olduğu söylenir.
Muhammed’in hadislerinde susuz bırakılan bir kedi yüzünden azap gören bir kadından, susamış bir köpeğe su verdiği için bağışlanan bir insandan söz edilir.
Yani merhamet, inancın kenarında değil merkezindedir.
Bugün ise hayvanlara yönelik şiddet, ihmal ve katliam haberleri vicdanı yaralıyor.
Bir toplumun ruh hâli, en savunmasız olana nasıl davrandığıyla anlaşılır.
Din adına üretilen bazı hurafeler –“hayvan olan yerde ibadet olmaz” gibi– merhametin önüne geçtiğinde, sorun hayvanda değil; kalbin katılaşmasındadır.
Belki de mesele şu:
İnanç, sadece sözle değil; güçsüze gösterilen şefkatle ölçülür.
Ve belki gerçekten…
Bir hayvanın ruhuna gösterdiğimiz saygı, kendi ruhumuzun aynasıdır.
Rab şöyle buyurdu:
'Bende ne yemin, ne de adaletsizlik bulunur. Sadece hakikat vardır.'
Eğer insanlarda hiçbir hakikat yoksa bırakın, 'evet, evet' ya da
'hayır, hayır' diye yemin etsinler.
Ben size, 'evet, evet", diyerek yemin ediyorum. Anasının rahminde olmuş hiç kimse yoktur ki ruhunun çok önceden belirlenmiş bir istirahatgáhı olmasın. Herkesin bu dünyada ne kadar imtihan edileceği de sabit bir ölçüyledir.
Evet, çocuklarım, kendinizi kandırmayın. Çünkü her insanın ruhu
için evvelden hazırlanmış bir yer vardır.