2. Tümenin alayları cephe gerisinde yemek yedi ve dinlendi. Ay batınca ön siperleri oradaki birliklerden teslim alacak ve birkaç
saat sonra taarruz edecekti.
Ay 11.35'te battı.
Siperleri teslim alma ve yerleşme işi sessiz yapılamadı. Ön siperlere, taarruz edecek iki alayın yerleşmesi gerekiyordu. Çekilenler ile gelenler karıştılar, yollar tıkandı. Asker heyecanlandı, savaş havasına girdi. Tekbirler, dualar, naralar, marslar yükseldi. Bazi askerler aşka gelip düşman mevzilerine ates ettiler. O sıkışıklık, içinde subaylar bu
erken coskuyu çabuk bastıramadılar.
Daha Çanakkale askeri olmamislardi. Savaş öncesi ağırbaşlılığın, sessizlik içinde savaşa hazırlanmanın tadini bilmiyorlardi.
Yasarlarsa ögreneceklerdi.
Anzaklar Türklerin taarruz edeceklerini anlamışlardı. Silah başı ettiler. Beklemeye basadilar. Taarruzun baskın niteliği kalmamıştı.
100 yıl önce bugünler.. "Gazetelerde resmi deyimler disinda Osmanli sözcügü daha
az kullanir oldu. Türk deniyor, Türkçe deniyor, Türkiye deniyor. Osmanli diye bir millet olmadig anlasilmaya baslandi. Za-ten Osmanliligi ne Rum kabul etmis, ne Ermeni, ne Yahudi, ne Bulgar, ne Kürt, ne Arnavut, ne de Arap. Yalniz biz kabul etmisiz. Soyumuzu, tarihimizi unutmusuz, unutturmuslar. Asurede nohut olmusuz. Bizi küçük gören Osmanli celebileri, efendileri, beyleri, pasalar devleti cökerttiler, rezil ettiler, sattilar. Simdi sikustilar, Türklügü öryor, Türklüge signiyorlar. Cünkü devleti kurtarmak için yine Türkün kanina ve canına ihtiyaçları var. Bu tehlikeyi atlatinca, bunlar ayagina kapandiklar Türklügü yine
söndürmeye yeltenirler. Bu kronik hastalığı tedavi etmek sart."
Fahrettin Bey Mustafa Kemal ile ilk görüsmeyi güncesine söyle yazacakti:
"Enerjik, muhatabina güven veren, tok sözlü, sarı saçlı, mavi gözlü bir komutan."