Dengbej, önce hisseder, seslere kulak verir, sonra da onları kendi sesine uyarlar, en sonunda da, şimdi benim yaptığım gibi, o karmaşık sesleri, aşkla, hasretle, kederle, kinle, nefretle, korkuyla, heyecanla, coşkuyla, umutla yoğurur, insana ait her türlü duyguya uyarlar ve yeniden insana ulaştırır.
Dengbej' lerin sesi, sesini suyun derinliğinden alan Dicle'nin gümbürtüsüdür, uğultusunu komşu dağların yüksekliklerinden alan Herekol dağının uğultusudur, bütün yakınlarını yitirmiş yaşlı bir kadının iniltisidir, yeryüzünde yetim ve öksüz kalmış bir çocuk ağlamasıdır, aşkı yasaklanmış bir aşığın yürek atışlarıdır, büyük orduların önünde yenilmiş ve esir düşmüş bir Mir'in kırık kalbinin hüznüdür, Melekê Tawus'un yakarışıdır, her yerinden şıp şıp kan damlayan bir kılıcın şakırdamasıdır, binicisi düşman kurşununa hedef olmuş bir atın kişnemesidir, Hakkari dağlarının doğusundan Bagok dağlarına doğru esmekte olan bir rüzgarın ıslığıdır
Biz bir şey bilseydik, tecrübelerden ve sonsuz çabalardan ders çıkarabilseydik, ne bu halimiz halsizlerin haline benzer, ne de ölüm Dicle insanının ekmek ve suyu haline gelirdi.