"Gerçeği hak etmek için ben ne yaptım?"
"Bana bir ülke vaat edip benim için ölümle yüzleştin?"
"İnsanın bazı standartlarının olması önemlidir, Nazyalensky."
Zoya yine başını çevirdi. "Sanırım sen olmadan dünya bu kadar ilginç olmazdı. Benim herhangi biri için kehribarın içinde boğulmayı göze alamayacağımı da biliyorsun."
"Çok duygulandım." dedi Nikolai. Gerçekten de duygulanmıştı. Zoya'nın söylediklerinin içinde iltifata benzeyen tek şey buydu.
Zoya arzu etmezdi, arzu edilirdi. Böyle olmasından hoşlanırdı o. Nikolai'ın onu arzu etmesini saglayabileceğinden emin olmamak gururunu incitiyordu. İçinden bir şeyin bunu denemeyi, onun güzelliğine göründüğü kadar duyarsız olup olmadığını anlamayı ve onun gibi ümit dolu, hayatı hafife alan ve iyimser mizaçlı birinin Zoya gibi birini sevip sevmeyeceğini bilmeyi istemek daha da sinir ediyordu onu.
Merhabalar.. Bugün sizlere ilk defa kalemiyle tanıştığım bir yazarla geliyorum. Bende tesadüf eseri bir kitap sayfasında görüp çok uzun zaman önce almıştım ve nasip şimdiymiş. Zaten Biberyan, Ermeni edebiyatının en önemli yazarlarındandır. Kitabın ön sözlerinden kendisi hakkında kıymetli bilgiler yer almakta ve kitabın hikayesi başlıyor. Baş kahramanlarımız Sur ve Norma meteliksiz aşıklarımızdır. Sur daha lise öğrencisi, Norma ise emekçi bir kızdır. 1950'li dönemlerde geçmektedir ve ülkemizin, siyasi durumun, etnik yapı ve bir çok şey kitapta yer almaktadır. Açıkçası kitaba başlamam ile bitirmem arasındaki süre çok azdı. Akıcı bir kitap fakat kitabı bitirince 'Ee ne oldu?' diye kalakaldım. Tarz olarak pek benlik değil.