Zaven Biberyan da tıpkı kendi zamanının yazarları gibi, toplum ve aile tarafından baskı gören, benliğiyle kavga veren, sıkışmış bir karaktere can veriyor. Biberyan’ın satırları tıpkı kendi zamanının yazarları gibi gri. Ama onu pek çok yazardan farklı kılan şey, insanı anlama ve anlatma ustalığı.
Satırlarında gösteriş yok, süslenmiş bir paragraf bulmak imkansız. Ama insan hallerine yakın gözlüğüyle baktığından sebep, etkileyici olmak için buna ihtiyacı da yok. Karakterlerini tıpkı komşumuzun oğlu, bir tanıdığın kardeşi gibi giydirip yanımıza oturtuveriyor.
Meteliksiz Aşıklar’da gayrimüslim bir gencin aşkını yaşamak için yaşadığı zorlukları okuyoruz. Ailesine karşı ekonomik bağımlılığının çaresizliğiyle ne olacağını, bu dünyada kendini nereye koyacağını lümpen tavırlarla soran, sıkışmış bir karakter.
Ve neredeyse hayalet gibi kitabın tüm sayfalarına yapışmış dikizciler..Her yerde, her zaman gözetleyen, baskı altında tutan toplum imgesi.
Kitabın sonuna kadar bu sıkışma haliyle müşkülüz. Sonra şaşırtıcı bir sahneyle her şey yerini kardeşlik ve beraberlik duygusuna bırakıveriyor. Burgazada sahilinde oturmuşuz, elimiz sevdiğimizin saçlarında..
Ahlaka mugayir ve huzur bozucu bulunduğu için yapıtları sansürün gölgesinden çıkamamış, ‘ermeni’ kimliğine karşı düşmanca tutum ve önyargılar yüzünden hak ettiği değeri görmemiş, az okunmuş, kıymeti az bilinmiş bir yazar. Maksim Gorki’yi, Flaubert’ı Türkçe’ye çevirmiş, Türkçe edebiyata sayısız katkı sunmuş bir çevirmen. Bizim topraklarımızdan geçtiği için gururlanıyorum. Çok okunsun dilerim.
#natalibağdat çevirisi